ASK - Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR... - Blogcu
Allah u Ekber

Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR...

Allah u Ekber
İsmailem, Hâk yoluna, canımı kurbân eylerem, Çünkü bu cân kurban gerek, Ben koç kurbânı neylerem.....

27/11/2009 - incitme..

Kategori: ASK


 

İNCİTME..

 

 

Burdayım de ararlarsa

Doğru söyle sorarlarsa

Tabutuna sararlarsa

Bayrak senden incinmesin.

 

İl göçsün göçtüğün vakit

Yol yansın geçtiğin vakit

Suyundan içtiğin vakit

Irmak senden incinmesin.

 

Toz konmasın sakın sana

Hakkı geçer halkın sana

Gücenmesin yakın sana

Uzak senden incinmesin.

 

Gölgesinde otur amma

Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara

Toprak senden incinmesin.

 

Yollar uzun, yollar ince

Yol kısalır aşk gelince

Yat kurban ol İsmail'ce

Bıçak senden incinmesin.

 

Abdurrahim Karakoç

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

17/10/2009 - Âşık Nîyazi Divanından...

Kategori: ASK

 

Her fiilin faili olur ise Hak

Şöle, böyle demenin manası nedir?

Madem kul, fiiline olurmuş durak

Suda giden samanın mânâsı nedir?

 

Her sıfatın mevsufu değil mi Mevlâ?

Mecnun gibi sanada görünsün Leylâ

Geçmezsen bu candan, görsende illâ

Kokmuş leşi yemenin mânâsı nedir?

 

Her yerde hazır, nazır, mevcut olan Hak

Der: Kendime insanı eyledim burak.

Bilirsin, bir kâmile olunca çırak

Gemideki dümenin mânâsı nedir?

 

Bak, âşık Niyazi'nin dili tutuldu

Hem üç mangıra Yusuf gibi satıldı

Erenler aşk yoluna böyle katıldı

Perde olan dumanın mânâsı nedir?

 

Âşık Niyazî Demirörs (K.S)

 

Dost Sözü : (2) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

14/7/2009 - Aşık Sefai'den deli gönül

Kategori: ASK

 

Verselerde dünya malı istemem

Seni ister deli gönül hep seni

Köşkü saray neki çalı istemem

Seni ister deli gönül hep seni

 

Lokma lokma yutkunduğum aşımda

Gündüz hayalimde gece düşümde

Bir garip sevdadır döner başımda

Seni ister deli gönül hep seni

 

Senin için dağlar aşar türküler

Senin için yara deşer türküler

Senin için tutsak düşer türküler

Seni ister deli gönül hep seni

 

Yunus'un denizde yüzdüğü gibi

Koyun kuzusuna gezdiği gibi

Aşığın aşkına yazdığı gibi

Seni ister deli gönül hep seni

 

Yağmur bulutları döktüğü anda

Dağların dumanı çöktüğü anda

Sabahın güneşi söktüğü anda

Seni ister deli gönül hep seni

 

Dağlara yürürken yörük kervanı

Varlığın yokluğun sensin devranı

Ne istersin diye gelse fermanı

Seni ister deli gönül hep seni

 

Rüzgar vursa sarı alıç sallansa

Elmaların yanakları allansa

Ala çördük tadın alıp ballansa

Seni ister deli gönül hep seni

 

Kıyametmi kopar murada ersem

Bağban olup goncalarını dersem

Nerde el örmesi bir kilim görsem

Seni ister deli gönül hep seni

 

Garip sefaı'yem gam kapısında

Muhabbetim haktır dem kapısında

Elif dergahında mim kapısında

Seni ister deli gönül hep seni

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

3/6/2009 - LEYLA DA KİM ?..

Kategori: ASK

Geceleri alıp Leyla’nın saçının tellerine bağlayan Rabbim, Leyla’yı gecenin karanlığına salmış.

 

Âşıklar katran karası gecelerde o güzelliği vasfedilen siyah saçlı, ceylan gözlüyü arıyorlar.

 

Güneşin aydınlattığı bir bahar günü bir kez görmüşse âşık onu, artık gördüğü yer İrem bağı, karşısındaki güzel ise güzeller güzeli Leyla’dır.

 

‘’Ey melek-sima ki senden özge hayrandır sanaHak bilir insan insan demez her kim ki insandır sana.

 

’’ Sevgili insanüstü özellikleriyle yeryüzünde salınan bir melek oluverir âşığın gözünde.

 

Bir daha belki de hiç göremeyeceği Leyla onun muhayyilesinde o parlak alnıyla,ceylan gözüyle yer etmiştir. Baktığı her yerde onu görür, onu yaşar artık. Bir derin ızdıraba mübtela olmuştur.

 

Aşk adına cüretkâr itiraflarda bulunur.

 

İnsanların onu kınamasından çekinmez.

 

‘’Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil Bana tan eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı?

 

’’Kendini gecelere vurur, yollara düşer âşık.

 

Gördüğü güzelin güzelliğine binbir güzellik katarak büyütür hayalinde.

 

Zamanın ilerlemesi acı verir ona. Artık her anı gecedir, çünkü Leyla’nın siyah saçlarında kaybolmuştur. Gecelerde çılgın bir âşıktır, kendini bilmez.

 

Yaşamak her an ölümü yeniden, bir daha yaşamaktır onun kalbinde.

 

Yıldızlarla hemhâl olur, aya sorar sevgiliyi. Gördüğünden emin olduğu o güzele rastlayamaz yaşadığı şehirde. ‘’Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber NedimBir perî-sûret görünmüş bir siyah hayal olmuş sana.’’ hükmünde yorgun ve kırgın.

 

Aradığında emin arayışları sonuçsuz.Birgün karşısına çıksa sevgili, tanımaz âşık onu.

 

Çünkü ilk gördüğü sevgili ile şu an karşısındaki sevgili farklıdır.

 

Asıl sevgili ile âşığın kalbindeki sevgili farklı özelliklere sahiptir artık.

 

Leyla birgün Mecnun’un karşısına geçer ve,’’ ben geldim, hani o uğruna çöllere düştüğün Leyla var ya işte o benim.’’der.

 

Mecnun şöyle bir bakar ve,’’Leyla da kim?’’ diye cevap verir.

 

Uğruna yollara çıkılan Leyla ve yolun sonundaki Leyla farklıdır âşık için ve ulaşılması imkansızdır.

 

Sevgiliye ulaşamamak âşığı usandırmaz. O sevgiliden uzak ama mekan olarak onun yakınında yaşamaya razı olur.

 

 

 ‘’ Edemem terk Fûzuli ser-i kûyun yârın

 

Ne kadar zulm yeri ise bana hoştur vatanım.’’

 

Dost Sözü : (3) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

12/2/2009 - Allahı bilmek...

Kategori: ASK

 

Bir gün Zünnûn!a sordular:
“Kul ne zaman saf olarak Allah’ı anabilir?”
şu cevabı verdi:
“Allah’ı bilip başkasından uzak olduğu zaman.”

 

 

Dost Sözü : (4) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

2/2/2009 - Aşık Niyazi duydu elestü hitabını...

Kategori: ASK

 

Var İnsanı Kâmile yolunu âsan eder.

Seni Hak'ka halife, mazharı Kuran eder.

Aşk ile gir meydana, korkma canından sakın,

Alır benliğin senin, canını Canan eder.

 

Gir insanın gönlüne, terk et cümle varını

Mürşidin izin izle göresin didarını

Tenezzül et, hem bırak namus ile ârını

Ol dem seni Süleyman mülküne Sultan eder.

 

Mürşidin sözün dinle, işlerin âsan olur.

Duy Hak'kın kelâmını, rehberin Kur'an olur.

Lokmadan deva iste derdine derman olur.

Senin varlığın alır derdine derman eder.

  

Aşık Niyazi duydu elestü hitabını

Bir insanı Kâmilden okudu kitabını

Gel doldur kadehini, iç hayatın âbını

Hem meyhane, hem saki kevser dolu câm eder.

 

Aşık Niyazi Demirörs (K.S)

 

Dost Sözü : (2) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

29/1/2009 - KÂBE YOLU, AŞK YOLUDUR.

Kategori: ASK

KÂBE YOLU, AŞK YOLUDUR.

 Çünkü : KÂBE’yi bulan, KÂBE’ye varan ve gerçek mânası ile KÂBE’yi anlayan, gören kimseler, ALLAH’ın (C.C.) bir lûtfu olan İlâhi Aşk’a nail olurlar. Aşk ise insanları, hayvanlardan ayıran vasıflardan biri, belki de başlıcasıdır ve bu âlemde insanlar için, İlâhi Aşk’tan gayri her şey fânidir. Bir kimse, yokluğu ile KÂBE’ye teveccüh ederse, elbette maşukunu görür. KÂBE yolu, bizi bizden alan, bizi Sevgiliye götüren yoldur, Sevgiliyi gönül KÂBE’sinde tavaf eden aşıkların kervanına katılarak Medine’de Makamı Resûlullah’ı, Mekke’de Beytullah’ı ziyaret ve Tavaf edenlere ne mutlu...

 

Aşık Niyazi Demirörs (K.S.)

 

Dost Sözü : (5) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

28/1/2009 - Men reani sırrı

Kategori: ASK

Elestü bezminde âşık Senden aldı hitabı,

Evvelinde Mecnun oldu, sonra Leylâ dediler.

«Men reani» sırrı ile okuyanlar kitabı,

Ol Resûlü Kibriya'ya dönüp Mevlâ dediler.


Ankaralı âşık Niyazi Demirörs 

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

28/1/2009 - AŞKTA VUSLAT İSTEMEK....

Kategori: ASK

Vuslat mı Ayrılık mı?

Vuslat denilen şey, sonunda ayrılık ihtimali olduğu için, gerçek aşığın pek de istediği bir şey sayılamaz. Çünkü bir âşık, vuslatı isteyeceğine ayrılığın devamlı artan acısını isteyerek aşk mesleğinde bir gömlek daha yükselmek, sevgilinin yolunda kendini olgunlaştırmak ister. Aşkta vuslat istemek acemilik, kendini bilmezlik ve hamlık göstergesidir. Çünkü vuslata giden yolun uzunluğu veya kısalığıdır ki aşkın ömrünü belirler. Sevdiğimiz insandan bizi sevmesini beklemek yahut yalnız bizi sevenleri sevmek, nihayet kuru bir alışveriş, hatta belki kaba bir değiş tokuştur. Burada önemli olan, aşkın içini ne ile doldurmak gerektiğinin belirlenmesi, böylece aşkı kabalıktan kurtarıp zarafete, sırça saraylardan bir numune olan gönle konulacak inceliğe büründürmektir. Bu da aşkı bir üst boyutta, belki beşeriyet boyutunun fevkinde yaşamakla mümkündür.

………….

Gerçekten de aşk, karşılıklı oturmak, yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, şiir okumak, sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak, güzel şeylerden bahsedip gülmek ve asla iffet sınırının ötesine uzanmamaktır. Çünkü aşk bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur. Sevgilinin yanında hem kendisine hem de ona ait haya elbisesini soymak konusunda şeytanın ayartmasına fırsat vermemek gerekir. Çünkü bu, tam anlamıyla aşkı alçaltır ve ayaklar altına düşünür. İki aşık, hayâ elbisesi içinde bir ömür boyu birbirlerini sevebilirler ama eğer karanlık bir gecede sevgilinin ayasının beyazlığını görecek kadar da olsa bedensel anlamda vuslata ererse, aşk tükenmeye başlar. Eskilerin, aşkın gerdeklenmekle sona erdiğini söylemeleri bundandır. Bu noktayı anlatacak bir kıt'ayı Rabia Hatun müstearıyla İ.Hami Danişmend şöyle söylemiştir:

 

Pâyın sadâsı gelse de sen hiç gelmesen

Men dinlesem kiyâmete dek, vuslat istemen

Bulsam izinle semtini, ol semte ermesem

Aşsam zamânı hasretin encamı gelmeden

 

(Sen hiç gelmesen bile, ayağının geliş sesini kıyamete kadar dinlesem yeter; ayrıca vuslat istemem. Senin izini takip ederek mahalleni bulsam ama o mahalleye bir türlü ulaşamasam... Ve ayrılığının sonuna ulaşmadan bütün zamanı aşıp (veya tüketip) başka bir boyutta (aşk boyutunda) yaşamaya başlasam...)


 

(Divane Güzeller-İ.Pala)

Dost Sözü : (5) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

25/1/2009 - Cariyenin Aşkı...! Ne Aşk...

Kategori: ASK

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor.

 

Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye...

 

Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız hale getirir. Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan aradaki devâsâ farkın kendini engellemesi arasında bocalayan cariye Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Ve üç kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır:

 

“Derdi olan neylesin?”

 

Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası bulan Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bu notu yazanın, çadırını süpüren cariye olduğunu anlar. Ve kâğıdın arkasına cevabını yazar:

 

“Derdi neyse söylesin.”

 

Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Bir müddet sonra Cariye temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kâğıdı arar. Kâğıdı bıraktığı yerde duruyor bulur. Kaparcasına kâğıdı alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artar. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi ekler:

 

“Korkuyorsa neylesin?”

 

Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar:

 

“Hiç korkmasın söylesin.”

 

Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir: Aşkını bu akşam halifeye söyleyecek. Ne olacaksa olsun artık. Ve o gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip Halifeyi beklemeye başlar. Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur. Cariye, Halifeyi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durur. Yavuz Selim Han "Buyurunuz, sizi dinliyorum" deyince, cariye tüm cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur. Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle: "Efendim...” der. “Cariyeniz... Size..." ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.

 

Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin, bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der:

 

“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”

 

Aşkın adını ve anlamını daha bilerek kullanmanın zamanı sanırım artık geldi... "Anlayışlı insan için 3 şey yeterlidir" demiş bir Kâmil İnsan " Fikir, zikir, Şükür"

 

Her Vaktiniz Hayr olsun Efendim...

 

Dost Sözü : (6) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

ÂŞIK-I SADIK BENİM

KADEM KADEM GECE TEŞRÎFİ NÂİLÎ O MEHİN, CİHÂN CİHÂN ELEM-İ İNTİZÂRA DEĞMEZ Mİ ?



ATATÜRKÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ




TÜRK GENÇLİĞİNE HİTAP



Ey Türk Gençliği !

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Gazi Mustafa Kemâl

ATATÜRK

20 Ekim 1927


Ruhun Şâd Olsun ATAM..


Ne kadar ileri görüşlüymüşsün...!




birdirbir



DOSTUN HEYBESİ

incitme..
Arefe günündeki rahmet...
Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs.
Âşık Nîyazi Divanından...
Bir mum...
İYİ BAYRAMLAR EFENDİM
ben insanlığımdan mı vazgeçeyim!
O ise benim sevdiklerimden...
DUA BERAT GECESİ
MİRAÇ KITABI 1 .BÖLÜM
MİRAÇ KITABI 4 .BÖLÜM
Aşık Sefai'den deli gönül
Regaib Kandili
KIRK KURAL.... Ehline duyurulur !
ŞARTLI SEVGİ...
LEYLA DA KİM ?..
ÇARE SENSİN...
Mevlana Hazretleri
ÖYLE BİR SEVGİ EDİNMELİ Kİ
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!
İSTEMEMEYİ ! İSTEMEK !
Atatürk Neden Büyük...
M. Kemal Atatürk'ün Balıkesir Paşa Camiindeki hutbesi...
Allah dost olmak...
KURTULUŞ... GÜZEL AHLÂKTADIR!.

LİNKLER

ANA SAYFA
HANE-İ CÜZ
SAYFALAR
DOSTLAR
e-posta
MORAL FM
İSMAİL HAKKI BURSEVİ Hz.
DOST KATINDAN İNEN
O. KEMÂLÎ OZÂN Hz.
MELAMİLER
KAFKAS VAKFI
SEMAZEN
CEMALİNUR SARGUT
HÂLUK NÛRBAKÎ Hz.
ŞEMSETTİN YEŞİL Hz.
GECEYOLCULUĞU
ORTADOĞU HABER
HUBBLE TELESKOPU
NOVA The Elegant Universe

DOSTA GİDER

DOSTLAR

meczup
esin
agnia
sufihayat
ibnarabi
aisece
sufikalbi
abuhayat
dingorevlileri
gulirana
atesveruzgar
ruzname
medreseizehra
dilaran
hayalet789
ruhlargemisi
candedim
fuadyusufoglu
islamneguzel
sahibiniarayanmektuplar
sevtap85
mondlicht
mavizara
yagmurlar2
acihuzun
meveddet


SEVGİLİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN VEDÂ HUTBESİ


VEDA HUTBESİ





Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..
Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ...

Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ...

Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır (borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.

Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!.

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır. Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar!

Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.

Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar ! ...

Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin. Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz. Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın. Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.

Ey müminler!..

Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...

Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.

Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.

Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin. Ahâlinin haklarını gasp etmeyin. Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
Ey Müminler!
Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!. Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey İnsanlar!
Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür.. Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.

Ey İnsanlar!

Allah'a kulluk edin.

Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun. Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!

Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar!

Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?

Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..



(Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.


Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.

Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;




"Şâhid ol Ya Rabbi!"



"Şâhid ol Ya Rabbi!"




"Şâhid ol Ya Rabbi!"

Buyurur.






Yüce Allah Şefaatlerinden Mahrum Etmesin .. İnşallah...



Cânı kim cânânı için sevse, cânânın sever

.

Bismillah
Bi ismi Allah !

HER VAKTİNİZ HAYR OLSUN




Esselâmû Aleyke yâ Rasûlallah..


Esselâmû Aleyke yâ HabîbAllah..
BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

Daima düşünceli idi. Susması konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsi için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu; Kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, faydasız boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı, kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

Yanında en son konuşanı, ilk önce konuşan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse O da güler, bir şeye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.


Her zaman ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. (ihata ederdi) Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.

Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti ;


"Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!"

Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir hâletle dururdu, yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu. Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzına almadı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırt edilmezdi. Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.


Sabahları evinden çıkarken şöyle söylerdi: "İlahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksIzlIk etmekten ve haksızlığa maruz kalmaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."

Sıradan değildi; Sıradan insanlar gibi yaşadı.


İŞTE O, FAHRİ KÂİNAT,

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ,

HZ. MUHAMMED MUSTAFA

SALLALLAHÛ ALEYHİ VE SELLEM İDİ.

Esselamu aleyke ya Resulullah, esselamu aleyke ya Nebiyyallah, esselamu aleyke ya Habiyballah, esselamu aleyke ya hayra halkullah, esselamu aleyke ya Savfetullah, esselamu aleyke ya Seyyidi’l-murselin ve hâtimi’n-nebiyyin, Esselamu aleyke ya gâidi’l-ğarru’l-mahceleyn, esselamu aleyke ve alâ ehl-i beytike et-tayyibiyn et-tâhiriyn, esselamu aleyke ve alâ ezvâcüke’t-tâhirat ümmehâtu’l-mü’miniyn, esselamu aleyke ve alâ ashâbike ecmâiyn, esselamu aleyke ve alâ sâir ıbâdullahi’s-sâlihıyn, cezâkellahu ya Resulullah efdal mâ cezâ nebiyyen ve rasulen an ümmetihi, ve sallallahu aleyke küllemâ zekareke ez-zâkirun, ve ğafele an zikrike el-ğâfilun.
....ESSELÂMUNALEYKÛM YA RESULALLAH.....
[Selam Sana ey Allah’ın Resulü, Selam Sana ey Allah’ın Nebisi, Selam Sana ey Allah’ın sevgilisi, Selam Sana ey Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı, Selam Sana ey Allah’ın dostu, Selam Sana ey peygamberlerin efendisi ve peygamberlerin sonuncusu, Selam Sana ey iki cihan nuru olan lider. Selam Sana, selam temiz ve pak aile efradına. Selam Sana, selam müminlerin anneleri temiz ve pak eşlerine. Selam Sana, selam bütün ashabına. Selam Sana, selam Allah’ın diğer salih kullarına. Ümmetine Peygamber ve Resul olarak Allah, Seni en üstün mükafatla mükafatlandırsın. Seni zikredenlerin her zikrinde ve Seni zikretmekten gafil olanların da gafletinde Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın kulu, elçisi, emini, yaratıklarının en hayırlısısın. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın risaletini tebliğ ettin, emaneti yerine tevdi ettin, ümmetine öğüt verdin ve Allah yolunda büyük bir gayretle cihat ettin.]

ALLAH ŞEFAATLERİNDEN BİZİ MAHRUM ETMESİN... İNŞALLAH.... Amin...


BEN BÖYLE DOST İÇİN KURBAN OLURUM..









İLAHİLER ve İSLÂMİ MÜZİK

İlâhi Seçiniz, Dinle' yi Tıklayınız ve az.. biraz.. Bekleyiniz.

<<< >>>



El Hamdüllilâhi Râbbül âlemin !





Elhamdüllillah-il Râbbül Alemin




Namaz Mü'min'in Mirâcıdır !






Click for Istanbul, Turkey Forecast

TEMP & TIME @ İSTANBUL

DOST BLOGLAR -LÜTFEN ZİYARET EDİNİZ