SEVGiLi - Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR... - Blogcu
Allah u Ekber

Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR...

Allah u Ekber
İsmailem, Hâk yoluna, canımı kurbân eylerem, Çünkü bu cân kurban gerek, Ben koç kurbânı neylerem.....

17/7/2009 - MİRAÇ KITABI 1 .BÖLÜM

Kategori: SEVGiLi

 

Mi'rac Başlangıç 01

 

— MİRAÇ

 

Lafzı şu manayadır: Yukarı çıkılacak âlet.. Meselâ: Merdiven. (Zamanımıza göre daha uygun örneği: Asansör veya füze.)

 

Resulüllah S.A. efendimiz pak vücudları ile, cevherden merdiven ile diri olarak Kuds-ü Mübarekden semaya uruc etmiştir. Böyle bir manaya sahib olmak; nebiler ve resuller arasında ancak Resulüllah S.A.V efendimize mahsusutur. Bundandır ki, Resulüllah S.A.V efendimizin ism-i pâklerine:

 

SÂHİB'ÜL- MİRAÇ.

 

Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

 

Resulüllah S.A. efendimizin nail olduğu MİRAÇ şerefinin toplu beyanı aşağıda anlatılacaktır.

 

Şöyleki:

 

Sultan-ı enbiya ve Resul-ü Kibriya (salâvatın en faziletlisi saygıların en tamı ona..) kırk yaşında iken; âlemlere rahmet olarak nübüvvet ve risaletle bütün insanlara Resul peygamber gönderildi. Risaletini onlara tebliğ edip imana davet etmeye başladı.

 

Resulüllah S.A. efendimizin Risaletle gelişinin on ikinci senesi re-ceb ayının yirmi altıncı günü idi. Resulüllah S.A. efendimiz o gün, tek başına Beyt-i Mükerreme'ye gitti; bir direğin önüne oturdu. Yüce Hakka zikir ve fikir ibadeti ile meşgul olmaya başladı.

 

Bu sırada, Ebu Cehil de; yardımcıları ve uyanları ile görüşmek için geldi. Gördü ki: Hazret-i Muhammed S.A.V yalnız oturmuş; Mev-lâsına ibadetle meşgul.. Yanında ashab-ı kiramdan da kimse yok. Onu böyle görünce; içinden:

 

Ona eza cefa edeyim. Diyerek yanına geldi ve şöyle dedi:

 

Ya Muhammed, sen peygamber misin?.

 

Resulüllah S.A. efendimiz, Ebu Cehilin bu sözüne karşılık:

 

Evet peygamberim.

 

Buyurdu. Ebu Cehil şöyle devam etti:

 

Böyle yalnız peygamber mi olur?. Hani yardımcıların? hani hizmetçilerin?. Eğer peygamberlik gelmesi gerekseydi, bana gelirdi. Bak, benim şu kadar uyanlarım, hizmetçilerim var.

 

Böyle dedikten sonra, böbürlenerek yürüdü; gitti.

 

 

Ebu Cehil'in ardından, onun yandaşlarından biri daha uyanları ve yardımcıları ile geldi. Bu da, Resulüllah S.A.V efendimizi yalnız görünce eza ve cefa kasdı ile yanına geldi; Ebu Cehil'in dediği gibi dedi. Sonra gitti. Onun yanına oturdu.

 

Bundan sonra, Kureyş'in ileri gelenlerinden tam yedi kişi ard arda geldi. Hepsi de, avenesi ve uyanları ile geldi; sanki daha önceden söz birliği etmiş gibi, tek tek Resulüllah S.A.V efendimize Ebu Cehü'in dediği gibi söyledi.

 

Resulüllah S.A.V efendimiz, onların bu yaptıklarına çok mahzun oldu. Sonra şöyle dedi:

 

— On iki yıldır; ben bunları hak dine ve Yüce Hakkı tevhide davet ederim. Halbuki bunlar, Hakkı kabul etmek şöyle dursun; henüz:

 

— Resul.

 

Kime derler?. Bunu dahi anlamamışlar. Resule hizmetçi ve avene ne lâzım?. Ancak resule lâzım olan ilâhî vahyi ve sübhan Allah'ın emrini tebliğ etmektir.

 

Ve.. Resulüllah S.A.V efendimiz gamlandı.

 

O gece receb-i şerifin yirmi yedinci pazartesi gecesi idi. Ümmü-hanî'nin evine geldi.

 

Ümmühanî Ebu Talib'in kızı, Hz. Ali'nin r.a. kız kardeşi idi.

 

Ümmühani, babası Ebu Talibin evinde kalıyordu. Bu ev, Safa ile Merve arası bir yerde îdi.

 

Resulüllah S.A.V efendimiz, oraya gittiği zaman; Ümmühanî r.a. kendisini hüzünlü ve gamlı buldu. Resulüllah S.A.V efendimizden hüznünün ve gamının sebebini sordu; Resulüllah S.A.V efendimiz de işin aslını haber verdi.

 

Ümmühanî, akıllı ve tedbirli bir hanımdı. Resulüllah S.A.V efendimizi teselli etti ve şöyle dedi:

 

— Onlar sizin risaletinizi, Hak peygamber olduğunuzu, size avene ve hizmetçi gerekmediğini seksiz bilirler. Ne var ki onlar, çok inatçı hasetçi, hırçın olduklarından sırf sizi üzmek, eza cefa kasdı ile öyle demişlerdir.

 

Bu sözler, bir bakıma Resulüllah S.A. efendimizi teselli içindi; fakat Resulüllah S.A.V efendimizin hüznü yine de kaldı.

 

Anlatıldığı gibi, gamlı ve hüzünlü olarak; Ümmühanî'nin evinde, yatsıdan sonra, uyur uyanık bir halde yattı.

 

Sonra..

 

Resulüllah S.A.V efendimizi cümle mahluktan evvel yaratan; kalblerin sevgilisi, türlü türlü keramet, çeşitli nimetler ile cümle insanlara resul olarak gönderen; cümle kemaîâtı ile başta görünen; mü-rebbisi olan şanı yüce nimetleri her yana yaygın, kendisinden başka ilâh olmayan Âlemlerin Rabbı, azamet ve celâli ile Cebrail'e hitaben şöyle buyurdu:

 

— Gerçekten benim sevgilim, cümle mahluk arasından seçip çıkardığım, cümle yaratılmışların hayırlısı Resulüm: Ümmühanî'nin evinde küffarın ezasından mahzun ve gamlı yatmaktadır. Senin taat ve ibadetin habibimi davet olsun. O süslü kanatlarını yeniden cennet cevherleri ile süsüle; onun hizmeti ile şerefyab ol.

 

Mikâil'e söyle: Bu gece erzakı tartmayı bıraksın.

 

İsrafil'e söyle: Suru bir saat kadar bıraksın.

 

Azrail'e söyle: Bu gece can almaktan el çeksin.

 

Nur ve ziya meleklerine emir ver: Semaları nurla doldursunlar.

 

Rıdvan'a söyle: Cenneti süslesin.

 

Malik'e tenbih et: Cehennem tabakalarını kapasın; zebaniler hareket etmesinler.

 

Huriler bezenip ellerine cevher saçan tabakları alsınlar. Cennet köşklerini saf saf dizsinler.

 

Arş hamiline söyle: Mukaddes libası atlas îelekine giydirsin.

 

Ve., sizler, her biriniz yanınıza yetmiş bin melek alın.

 

Ve., sen cennete git; bir burak seçip al.

 

Yeryüzüne in; kabirlerden azabı kaldır. Bundan sonra, habibime git. O: Müşriklerin ezasından dolayı gamlı ve mahzun olarak Üm-mühanî'nin evinde yatıyor. O habibimi rıfk ile, büyük bir keremle kaldır; anlat: Bu gece kendisinin yüce kadrini, izzet ve rif'atını cümleden ziyade yakınlığını kendisine bildirecek gecedir. Onu davet eyle.

 

Sonra..

 

Cebrail a.s. cennete gitti. Gördü ki: Orada kırk bin burak gezmektedir. Her birinin alnında Muhammed ism-i şerifi yazılmış. Aralarında bir burak vardı; mahzundu. Başını aşağı eğmiş; gözyaşlan sel gibi akıyordu. Hem de hiç durmadan.

 

Cebrail o mahzun bürakın yanına vardı. Hüznünün ve ağlamasının sebebini ona sordu. Burak şöyle anlattı:

 

— Cennette gezerken, aniden kulağıma:

 

— Ya Muhammed.

 

Diye bir ses geldi. İşittiğim anda o ismin sahibine aşık oldum. Onun firak ateşi ile cemalinin visali ümidi ile kırk bin yıldariberi böyle hüzün, ağlamak ve visal arzusu ile mahzun olup ağlarım.

 

Cebrail a.s. o Burak'ın haline merhamet etti; şöyle dedi:

 

— Senin maşukun olan Hazret-i Muhammed bu gece miraca da vet -olundu. Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya bürakla gelecektir. Seni götüreyim, muradına er.

 

Bundan sonra o Burak'a nurdan eğer vurdu; zebercedden gem vurdu. Bundan sonra, iki cihanın sultanı insin ve cinnin Resulü S.A.V efendimizin halvet saraylarına geldi.

 

Sonra..

 

Hadis çıkaran imamlar altı hadis kitabı içinde çeşitli yollardan; miraç hadisini yirmi kadar ashab-ı kiramdan alıp rivayet ettiler. Bu ashab-ı kiram dahi, Resulüllah S.A.V efendimizden dinleyip anlatmışlardır.

 

Resulüllah S.A. efendimiz; nebilerin sultanı, doğru yolu tutan zatların baştacı Ahmed Hamid Mahmud Muhammed'dir. Allah-ü Te âlâ ona salât ve selâm eylesin.

 

Bu sahabenin dili ile, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatıldı:

 

—«Ümmühanî'nin evinde idim. Orada uykuya dalmıştım. Gözlerim uyuyordu; ama kalbim uyanıktı.

 

Bu sırada, Cebrail'in sesi kulağıma geldi; uykudan kalktım, oturdum.

 

Gördüm ki: Cebrail karşımda duruyor. Bana şöyle dedi:

 

— Yüce Hak sena selâmeti; seni davet etti. Seni ben taşıyacağım. Allah-ü Taâlâ istedi ki: Sana türlü keremlerle ikram eyleye. Senden evvel gelenler ve senden sonra gelecek olanlar bu türlü kereme nail olmadılar ve olmayacaklardır.

 

Kalktım. Abdest almak istediğim zaman; abdestim için Kevser nehrinden su gelmesi emri verildi. Ben abdeste hazırlanırken, daha abdest azamı açmadan rıdvan, Kevser suyu dolu yakuttan iki ibrik getirdi.

 

Bir de yeşil zümrütten leğen getirdi. Bu leğen dört köşe idi. Her köşesine bir cevher konmuştu. O cevherlerin nuru semaya güneş, gibi aydınlık veriyordu.

 

Bundan sonra yıkandım; sırtıma nurdan bir hülle giydirdiler. Başrnıa da nurdan bir kavuk koydular.

 

Bu kavuğun hikâyesi şöyleydi: Âdem yaratılmadan sekiz bin sene evvel, Rıdvan onu benim adıma sarmıştı. Sarıldığı vakitten bu yana kırk bin melek o kavuğun çevresinde tazimle durup teşbih ve tehlille meşgul oluyorlardı. Her teşbihin sonunda bana salâvat-ı şerife okuyorlardı. O kavuğun kırk bin gözü vardı. Her gözünde de dört satır yazı vardı.

 

BlRÎNCİ SATIRDA: Muhammed Allah'ın Resulüdür.

 

ÎKİNCÎ SATIRDA: Muhammed Allah'ın Nebisidir.

 

ÜÇÜNCÜ SATIRDA: Muhammed Allah'ın Habibidir.

 

DÖRDÜNCÜ SATIRDA." Muhammed Allah'ın Halilidir.

 

Bundan sonra Cebrail arkama nurdan bir bürde (pelerin gibi) koydu. Belime de kızıl yakuttan bir kemer kuşattı. Elime de yeşil zümrütten bir kamçı verdi. Bu kamçı, dört yüz inci ile süslenmişti. Her incisinin sabah yıldızı gibi parlaklığı vardı. Ayaklarıma da, yeşil zümrütten bir çift papuç giydirdi. Daha sonra, elimden tutup Beyt-i Haram'a götürdü.»

 

Bir başka rivayette, Resulüllah S.A. efendimiz bundan sonrasını şöyle anlatmıştır:

 

—«Zemzem kuyusundan abdest aldım. Beyt-i Mükerreme'yi yedi kere tavaf ettim. Makam-ı İbrahim'de iki rekât namaz kıldım. Hatim'e geldim; dinlenmek için bir mikdar oturdum. Bu oturduğum yerde, Cebrail göğsümü yardı. İçi hikmet ve marifet dolu teşt getirdi. Mika il üç leğen zemzem suyu getirdi. Sarsaklarımı ve göğsümü yıkadılar. Bundan sonra kalbimi yarıp içindeki siyah pıhtı kanı attı ve şöyle dedi:

 

— Bu kan, heybetli bir şey görünce korkmaya sebeptir. Onu çıkardım. Siz bu gece semalarda, sidre, kürsî ve arşta çok acaip işler ve ulu melekler göreceksiniz. Bu kandan sizi temize çıkardım ki, onlar

 

dan her birini gereği gibi temaşa edip dilediğiniz gibi konuşmaktan korkmayasınız.

 

O teşt içinde bulunan hikmeti ve marifeti doldurup kalbimi yerine koydular. Sığadıkları zaman, göğsüm bitişti; yarası kalmadı.

 

Bundan sonra Cebrail elimden tuttu; beni Mekke'nin dışında bir yere götürdü. Gördüm ki: Mikâil, İsrafil ve Azrail de oradalar. Her birinin yanında yetmiş bin melek saf olmuş duruyor. Beni gördükleri zaman, tam manası ile tazim ve saygı duruşuna geçtiler. Ben de onlara selâm verdim. Selâmım üzerine, Yüce Hakkın sonsuz nimeti ile müjdelediler.

 

Bundan sonra, Cebrail bana şöyle dedi:

 

— Ey Allah'ın Resulü, size cennetten Burak getirdim. Binin; me-le-i âlâ teşrifinizi bekler.

 

Bakınca Burak'ı gördm. Güneş gibi aydınlığı vardı. Yıldırım hızı ile yürüyordu. Ayağını yerden kaldırdığı zaman, gözünün iliştiği yere basıyordu. Ayrıca, o Burak'ın yanında iki kanadı vardı; dilediği zaman, onlar vasıtası ile havada uçuyordu.»

 

Âlimler Burak'ı şöyle anlattılar:

 

— Cüssesi katırdan küçük; merkepten büyük. Anlaşılır biçimde, fasih Arapça konuşur. Yüce Hak, onun her azasını bir başka cevherden yaratmıştır. Tırnaklan mercandan, ayakları altındandı. Göğsü kırmıza yakuttan, sırtı inciden. İki yanında kırmızı yakuttan kanatları var. Kuyruğu deve kuyruğuna benzer. Başka rivayette: Tavuskuşu kuyruğuna benzer. Son derece süslü idi. Yelesi at yelesine, ayakları da deve ayağına benzerdi. Üzerinde cennet eğeri vardı. Üzengileri kırmızı yakuttan ve cevherdendi.

 

Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim: —«Bundan sonra, Cebrail Burak'ın üzengisini tutup bana:

 

— Bin.

 

Dedi. Binmek istediğim zaman, Burak serkeşlik etti. Bunun üzerine Cebrail ona hitaben şöyle dedi:

 

— Ey Burak, utanmaz mısın?. Nasıl böyle şaşırtıcı küstahlık edersin?. Şanı yüce nimeti her şeye şamil kendisinden başka ilâh olmayan Allah hakkı için, sana bundan daha faziletli ve bundan daha aziz kimse binemez.

 

Cebrail'in bu sözü üzerine, Burak çok utandı ve titredi. İri iri ter damlaları dökmeye başladı ve şöyle dedi:

 

— Ey Cebrail, hacetim vardır; arz etmek isterim. Bu hacetimin yerince gelmesine vesile olsun diye öyle ettim; yoksa kaçındığımdan değildir. Siz beni çok utandırdınız.»

 

Bundan sonra, Resulüllah S.A.V efendimiz Burak'a sorar, Burak da anlatır:

 

— «Muradın nedir?. Söyle; yerine gelsin.

 

— Ya Resulellah, ben sana ezelden aşıkım. Nice yıldır aşkınla perişan ve mahzun bir halde idim. Allah'a hamd olsun; şimdi cemalinizin nurunu gördüm. Güzel kokunuzu da kokladım. Şimdi, aşkım binkat daha arttı. Kıyamet günü, pak zatınız kabr-i latifinizden kalktığınız zaman mahşere bürak ile geleceksiniz. Ricam, niyazım ve hacetim budur ki: O günde benden başkasına binmeyesiniz. Bana binmek ile, beni mesrur ve pürnur edesiniz.»

 

Resulüllah S.A.V efendimiz anlatmaya devam edip şöyle buyurdu:

 

—«Burak'ın o dileğini kabul ettim. O gün, yine ona binmeyi vaad ettim.»

 

Fahr-i Kâinat ve zübde-i mevcudat Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü mahşer yerine Bürak ile teşrif edeceğini, Burak'tan duyunca, ümmetinin halleri hatır-ı şerifine gelip mahzun oldu; düşünceye daldı.

 

Resulüllah S.A.V efendimizin bu hali üzerine; gizliyi saklıyı bilen, şanı yüce, ihsanı bol, kendisinden başka ilâh olmayan Allah Cebrail'e hitaben şöyle buyurdu:

 

—«Habibime sor; böyle durgunlaşmasına sebep nedir?.»

 

Cebrail, Resulüllah S.A. efendimize durumu sorunca, şöyle anlatır:

 

—«Ben, bu çeşit izzet ikram gördüm. Kıyamet günü yine Burak'a binip geleceğimi işittim. Hatırıma şu geldi: Kıyamet günü olduğu zaman; zaif, kusur dolu, günahkâr olan ümmetimin halleri nice olur?. Elli bin yıl arasat meydanında yaya yürüyecekler. Bunca günahlarını çekerek gidecekler. Sırat üç bin yıllık yoldur. O üç bin yıllık yolu nasıl geçerler?.»

 

Resulüllah S.A.V efendimiz anlatıyor:

 

—«Yukarıda anlatıldığı gibi dediğim zaman, bana ilâhî ferman şöyle geldi:

 

Her kime ki, benim inayetim olur; sana gönderdiğim Bürak gibi, ona da gönderirim. Onların kabirlerine tek tek bürak yollarım. Mahşere süvari olarak getiririm. Sıratı, binek üstünde kolaylıkla geçiririm. Elli bin yıllık vakti bir an gibi yaparım.

 

Ve., senin ümmetine, lütuf, kerem ve ihsan muamelem bu şekil-de olacaktır..

 

Hatırını hoş tut.»

 

Nitekim, bu manada şu âyet-i kerime vardır:

 

—«Rahman'a varacak müttakileri, o gün, süvari olarak hasredeceğiz.» (19/85)

 

Resulüllah S.A.V efendimiz devam buyuruyor:

 

—«Yüce Hak'tan gelen kerem vaadine, lütuf ve ihsana sevindim; Burak'a binip oturdum.

 

Cebrail, sağ üzengi tarafımda yetmiş bin melekle; Mikâil sol üzengi tarafımda yetmiş bin melekle durdu. O meleklerden her birinin elinde nurdan şamdan vardı.

 

İsrafil arkamda yetmiş bin melekle duruyordu; Burak'ın üzerine örtülen örtüyü omuzunda taşıyordu. Onun ululuğundan hicab edip Burak'ımın örtüsünü taşımasından Ötürü özür diledim; bana şöyle dedi:

 

— Ya Resulallah, ben bu gece sizin bu örtünüzü taşımak için nice bin senedir ibadet edip ricada bulundum. Sübhan olan Yüce Hak ricamı kabul buyurup muradıma nail eyledi.

 

— Ne sebeple rica ettin?.

 

Diye sordum; İsrafil şöyle anlattı:

 

— Arş altında nice bin sene ibadet ettim.

 

— Ne istiyorsun?. Dileğin makbul olmuştur. Diye bir hitap geldi; cevabında şöyle dedim:

 

— Ya Rabbi, günahkâr ümmetlerin şefaatçisi kıyamet gününün sultanı ki, kendi ismini onun ismi ile beraber arşın gözüne yazmışsın; o vücuda geldiği vakit bir saat onun hizmetinde olmak isterim.

 

Bu dileğim üzerine, Yüce Hak şöyle buyurdu:

 

— Dileğini kabul ettim. Onun için bir gece olacaktır; o gece: Ona yakınlığımı müyesser edeceğim. Yer noktasından, ulvî âlemime getireceğim Hazinelerimin kapısını şühud anahtarımla ona açacağım. Onu Mekke'den Beyt-i Makdis'e varıncaya kadar yürüteceğim. O zaman, Beyt-i Makdis'e kadar onun bineğinin eğeraltı örtüsünü taşıma şerefine nail olursun.»

 

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle devam buyurdu:

 

—«O gece Burak'ın ayağı yere değmedi. Mekke-i Mükerreme'den Mescid-i Aksa'ya kadar cennet dibaları serilmişti. Burak, hep o dibalar üzerinden geçip gitti.

 

Böylece giderken, karşıma bir ifrit çıktı; ağzından ateşler saçarak, bana doğru yöneldi.

 

O zaman Cebrail bana şöyle dedi:

 

— Ya Resulellah, sana birkaç cümle öğreteyim; onları oku. Bu ifritin ateşi söner; kendisi yok olur.

 

— Olur; öğret. Deyince, şu duayı öğretti:

 

— Kerim Allah'ın zatına sığınırım. Bu sığınmamı onun bütün kelimeleri ile yaparım; o kelimelerden öteye ne iyi geçebilir, ne de kötü..

 

Semadan inenlerin, semaya yükselenlerin ve semadan çıkanların şerrinden sığınırım.

 

Gecenin ve gündüzün fitnelerinden sığınırım.

 

Hayır için gelen hariç; gece ve gündüz beliyyelerinden sığınırım.

 

Ya Rahman!.

 

Bu duayı okuyunca, o ifritin ateşi söndü; kendisi kaybolup gitti.

 

Bu sırada, sağımdan bir seda geldi:

 

 

— Ya Muhammed, azıcık dur; biraz eğlen. Sana soracaklarım var. Üç defa böyle nida etti; ama ona iltifat etmedim. Geçtim. Solumdan da üç defa ses geldi:

 

— Ya Muhammed, azıcık dur. Sana soracaklarım var. Bunu da dinlemeden geçtim.

 

Bir kadın gördüm; kendisini gayetle bezemişti. Güzel elbiseler giyip süslenmişti. Yakınına gittiğim zaman, gördüm ki, çok kocamış bir kadındır. Bu da bana üç kere:

Mirac Başlangıç 03

 

— Ey Cennet, istediklerini sana göndereceğim. Bana iman getirip tevhid eden, resullerime inanıp tasdik eden, yararlı amel işleyip bana şirk koşmayan, erkek ve kadınları sana göndereceğim. Her kim benden ve azabımdan korkarsa, gerçekten ben onu azabımdan emin ederim. Her kim, muradını, maksudunu, hacetini bana tazarru ve niyazla açarsa., onun hacetini kabul ederim; muradını ve maksudunu veririm. Her kim bana borç verirse., (borçtan murad: Allah rızası için

 

.fakirlere çaresizlere, muhtaçlara verilen sadakalar ve Hak yolunda hayır için harcanan mallardır) ona kat kat mükâfat veririm. Her kim işlerini bana bırakır; eümle işlerini bana ısmarlayıp tevekkül ederse; onun bütün işlerine yeterim. Allah, ancak benim: benden başka ilâh yoktur. Ben, cümle vaadimi yerine getiririm. Vaadimden dönmek ol

 

maz. Gerçek şu ki: Bütün müminler felah bulmuşlardır. Yaratıcı olarak da en güzel Allah'ın şanı pek yücedir. Bu güzel hitab üzerine cennet şöyle dedi:

 

— Razı oldum, ya Rabbi.»

 

Ve.. Resulüllah S.A.V efendimiz, Mescid-i Aksa'ya varıncaya kadar nice nice acaip işler gördü. Ancak, meşhur olanlar bu kadardır; dola yısı ile bu kadarla yetiniyoruz.

 

Resulüllah S.A.V efendimiz şöyle devam buyurdu:

 

—«Bundan sonra Beyt-i Makdis'e gittik. Gördüm ki; semadan melekler nazil olmuşlar. Onlar beni karşıladılar ve izzet sahibi Rabbım dan bana türlü türlü ikram ve nice nice nimetlerin müjdesini verdiler.

 

Beni şöyle diyerek selâmladılar:

 

— Selâm sana ey evvel, selâm sana ey âhir, selâm sana ey Hâ şir..

 

Bu deyişle bana saygılar sundular. Cebrail'e dedim ki:

 

— Bu meleklerin bana yaptığı saygı selâm ne biçim bir saygıdır?. Evvel, Âhir, Haşir Âlemlerin Rabbı Allah'tır.

 

Cebrail şöyle anlattı:

 

— Ya Resulellah, kıyamet günü herkesten evvel sizin ve ümmetinizin kabri yarılacaktır. Bu manada size:

 

— Ey Haşir.

 

Dediler. O gün, en evvel siz şefaat edeceksiniz; en evvel makbul olacak şefaat da sizin şefaatmızdır. Bu manada size:

 

— Ey Evvel.

 

Dediler. Dünya âleminde siz cümle peygamberlerin âhirisiniz, ümmetiniz de cümle ümmetlerin âhiridir. Bu manada size:

 

— Ey Âhir. Dediler.. Sonra..

 

Melekleri geçip Mescid-i Aksa'nın kapısına geldim. Burak'tan indim; Cebrail Burak'ı oradaki bir halkaya bağladı. Nebiler ve Resuller, bineklerini o halkaya bağlarlardı.

 

Nebiler ve resuller beni karşılayıp tazim ve tekrimde bulundular.»

 

Nebilerin ve resullerin, Resulüllah S.A.V efendimizi karşılaması hakkında iki rivayet vardır.

 

Biri şöyledir:

 

— Yüce Hak, peygamberleri habibi Resulüllah S.A. efendimizi tazimle karşılamaları için diriltti; onlar, cesetleri ile hazır oldular.

 

Ancak, meşhur ve zahir olan rivayet odur ki: Onlar latif ruhları ile hazır oldular.

 

Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim: —«Onları gayet muazzam, mübeccel ve münevver gördüm. Cebrail'e onların kim olduklarını sordum; bana. şöyle anlattı:

 

— Kardeşlerin, babaların nebiler ve resullerdir. Onlara selâm ver. Onlara selâm verdim; birlikte Mescid-i Aksa'ya girdik. Kamet okundu. Kendi kendime:

 

— Acaba kim imam olacak?.

 

Diye gözlerken, Cebrail elimden tuttu; sonra şöyle dedi:

 

— Siz öne geçin; imam olun. Çünkü, en faziletli ve en keremli sizsiniz.

 

Ben..de öne geçtim; cümle nebilere ve resullere imam oldum; iki rekât namaz kıldım.»

 

Ulema, burada kılınan namaz hakkında çeşitli görüş belirtti.

 

— Acaba ne şekil bir namazdı?.

 

Diye.. Na'file namaz olsa, nafile namazı: Cemaatle kılmak meşru' değildir.

 

Yatsı namazı olsa., o zaman: Yatsı namazı farz olmamıştı. Kaldı ki; yatsı namazı dört rekâttır.

 

Bu hususta muhakkik âlimlerin kavli şudur:

 

— Resulüllah S.A. efendimizin Mescid-i Aksa'da kıldığı namaz; her semada imam olup kıldığı ve Beyt'ül - Mamurda kıldığı namaz; sidre-i müntehada bütün meleklere imam olup kıldığı namaz kendi özellikleri arasındadır. Âlemlerin Rabbı Yüce Allah'ın fermam ile kılmıştır.

 

Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim: —«Namazdan sonra arkamı mihraba, yüzümü de enbiyaya döndürdüm; onlarla konuştum. Her peygamber, kendisine ihsan olunan Rabbanî nimetler dolayısı ile Yüce Rabba sena etti. Ben de, Yüce Hakkın ihsanı, keremi olan üstün nimetlerinden, güzel lütuflanndan ötürü Rabbıma sena ettim.

 

İbrahim a.s. sena edip şöyle dedi:

 

— Hamd ü sena o yüceler yücesi, ulu Allah'a ki, beni halil eyledi; bana büyük mülk verdi.

 

Musa a.s. senasında şöyle dedi:

 

— Hamd ü sena o yüceler yücesi ulu Allah'a ki, vasıtasız benimle konuştu. Benim elimle Firavun'u ve hempalarını suda boğdurdu, îsrailoğullanna necat, ihsan eyledi. Benim ümmetimden bir kavim kıldı ki, bunlar Hakka hidayet olunur; hakla adalet ederler ve Yüce Hakk'm rızası için amel işlerler.

 

Bundan sonra bavud a.s. sena etti ve senasında şöyle dedi;

 

— Hamd ü sena o Yüce Hakkın zatına ki, büyük bir mülkle beni melik eyledi. Bana Zebur kitabım ihsan eyledi. 'Demiri elimde mum kadar yumuşak eyledi. Dağları ve kuşları bana müsahhar etti. Onlar, benimle teşbih okurlardı.-Bana şeriat ilmi, güzel konuşmak ihsan ve ita eyledi.

 

Bundan sonra, Davud'un oğlu Süleyman a.s. sena etti ve şöyle dedi:

 

— Hamd ü sena o Kadir Kayyum Allah'a ki, bana rüzgârları müsahhar eyledi. Cinni ve şeytanları müsahhar eyledi; dilediğimi yaptırdım. Bana kuşların ve hayvanların dillerini bildirdi. Nice kulları Büzerine beni faziletli kıldı. Bana öyle büyük bir mülk verdi ki; benden başkası öyle mülke sahib ve nail olmadı, olamaz. Bundan sonra îsa a.s. sena etti; şöyle dedi:

 

— Hamd ü sena o Yüce Yaratıcıya kî, Adem'i topraktan yarattığı gibi, beni de babasız ve maddesiz:

 

— K Ü N (OL.)

 

Emri ile yarattı. Bana Tevrat'ın ve İncil'in ilmini ve şeriatın ilmim Öğretti. Benim duamla, gözsüzlere göz ve hastalara şifa ihsan eyledi; ölüleri diriltti. Beni ve anamı lain Şeytanın mekrinden emin kıldı. Beni diri olarak semaya çıkardı.

 

Bundan sonra, onlara şöyle dedim:

 

— Hepiniz, Âlemlerin Rabbına sena ettiniz; ben de sena edeyim. Ve., başladım:

 

— Hamd ü sena o Gafur Rahim Gani Kerim Celâl ve îkram sahibi zata ki; beni âlemlere rahmet, bütün insanları sevindiren ve çekindiren resul olarak gönderdi. Bana öyle bir kitap gönderdi ki, onun içinde her şeyin beyanı vardır. Benim ümmetimi cümle ümmetlerden hayırlı kıldı. Benim ümmetimi orta ümmet eyledi. Benim sinemi yardı; benden günahı kaldırdı. Benim zikrimi yüce kıldı. Beni cümle yaratılmışların FATİH'İ ve cümle nebilerin SONUNCUSU eyledi.

 

Bu senamdan sonra İbrahim a.s. şöyle dedi.

 

— Bu FATİH'lik ve SONUNCU olmakla cümle nebiler üzerine faziletli kılındınız.»

 

Makamat rivayetinde şöyle anlatıldı:

 

— Resulüllah S.A, efendimiz Beyt-i Makdis'e vardığı zaman, bütün nebiler ve resuller kendisini karşılayıp merhabaladılar. Çeşitli Övgülerle övdüler. Üzerine tabak tabak nurlar saçtılar. Burak'ın Önünde, taa, Mescid-i Aksa'ya kadar yürüdüler.

 

Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz Burak'tan indi. Cebrail a.s. Burak'ı bağlayınca, durdular.

 

Sonra, Resulüllah S.A.V efendimize hitaben, şöyle dediler:

 

— Ya Habibellah, mescidin içine önce siz girin. Resulüllah S.A. efendimiz onlara şöyle dedi:

 

— Siz, benden evvel peygamber gönderildiniz; Öne geçmeye, siz benden daha lâyıksınız. Onun için siz önce giriniz.

 

Bunun üzerine, şanı yüce izzet sahibi Rabb'm şu hitabı geldi:

 

— Ey Habibim, insanları davet için bu vücud âlemine cümleden sonra teşrif edip risaletle ayrı bir mevki kazandın. Ama ketm-i ademde vücud bulan cümleden evvel ve kıdemli olan sensin. Onların hepsi senin nurundan yaratıldı. Önce içeri girmeye sen daha lâyıksın. Sen gir.

 

Bu hitab üzerine, Resulüllah S.A.V efendimiz, Cebrail ile beraber içeri girdi. Sonra, nebiler ve resuller içeri girdiler.

 

Bundan sonra, Cebrail ezan Dokuyup kamet getirdi.

 

Resulüllah S.A. efendimiz imam oldu. Nebiler, resuller ve hazır olan mukarreb melekler Resulüllah S.A. efendimize uyup iki rekat, namaz kıldılar.

 

Bundan sonrasını Resulüllah S.A. efendimizden dinleyelim: —«Namazı bitirdikten sonra, sırrıma hitab, derunuma ilham olundu:

 

— Şimdi dua vaktidir; ümmetine dua et.

 

Diye.. Bunun üzerine, yüce dergâha el açıp tazarru ve niyaza baş ladım. Zaif ümmetimin necat ve selâmetleri, af ve mağfiret olunma ları için dua ettim. Cehennem ateşinden halâs olmalarını taleb ettim. Orada bulunan bütün nebiler, resuller ve hazır olan mukarreb mel ler de duama:

 

— ÂMİN!

 

Dediler. Tam bu anda kalbime şöyle bir nida geldi:

 

— Ey Habibim, oturduğun yer, Mescid-i Aksa; gecen, Miraç gecesi; dua eden, senin gibi sanlı peygamber ve Allah'ın sevgilisi; duana:

 

— ÂMİN!.

 

Diyenler de, bütün nebiler, resuller, mukarreb melekler; dua ettiğin zat ise., merhametliler merhametlisi, keremliler keremlisi, cüm leyi hidayet nuruna erdiren celâl ve ikram sahibi Allah'tır. Duaların makbul olacağına, ümmetinin günahları bağışlanacağına ve azaptan necat bulacaklarına şüphe yoktur, izzetime, celâlime yemin ederim ki, onlara rahmetimi ihsan eyledim. Cemalimi müşahede ile müşerref olmağı onlara hil'at eyledim.»

 

Allahım, son nefesimizi imanla kapa. Seni görmeyi bize nasib eyle. Ya Rahim, ya Rahman, peygamberin Muhammed S.A. hürmetine. Âmin! Ya Hannaıı, ya Mennan..

 

 

Dost Sözü : (4) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

20/4/2009 - Mevlana Hazretleri

Kategori: SEVGiLi

  Hepimiz Toplanalım, Bir Araya Gelelim 

   

Mevlâna bir gün, "Yetmiş iki millet sırrını bizden işitir" demişti de, devrin mutaassıplarını, çileden çıkarmıştı. Kadı Siraceddin'e dert yanmışlardı:
    — Mevlâna herkesle dost olduğunu söylüyor, yetmiş iki millet dostumdur, diyor. Bu nasıl olur, bu söz küfür değil de nedir?
    Kadı Sıraceddin, bu sözün tahkiki için bir adamını Mevlâna'ya gönderiyor. Adam, Mevlâna'ya:
    — Sen yetmiş iki milletle dost olduğunu söylüyormuşsun, doğru mu?
    — Evet. böyle söyledim.
    Ağıza alınamayacak sözlerle hakaret ediyor adam, Mevlâna sabır ve sükûnet içinde dinliyor, sonra:
    — Sözleriniz bitti mi? diyor. Adam:
    — Evet.
    — Ben senin söylediklerinle de beraberim, seninle de dostum. Şaşırıyor gelen adam.. Sonra içinde bir burkulma, pişmanlık duyuyor. Büyük insanın dizlerine kapanarak, özür diliyor.
  

 Mevlâna kinsiz, kavgasız, barışık bir dünyayı düşünüyordu, yedi yüz yıl önce..
    Bir gün. devrin ileri gelenlerinden Alâmeddin Kaysere sormuşlardı:
    — Neden Mevlâna'yi bu kadar çok seviyorsun? Cevabı şu olmuştu:
    — Her peygamberi ümmeti, her veliyi müridleri sever, fakat görüyorum ki, Mevlâna'yı herkes seviyor. Ben nasıl olur da sevmem?
    Gerçekten Mevlâna, din ve mezhep farkı gözetmeden herkesle görüşüyor, onları dinliyor, sonra bir söze başladı mı, karşısındakini inandırıcı, sağlam delillerle kendi tarafına çekiveriyordu. Bu yüzden kendisiyle görüşen birçok Hıristiyan, onu dinledikten sonra müslüman olmuş, hidayete ermişti.
  

  Bir gün görüştüğü bir papaza sormuştu:
    — Sen mi büyüksün, yoksa sakalın mı? Papaz çekinmeden cevap vermişti:
    — Ben sakalımdan yirmi yaş büyüğüm..
    — Senden yirmi yaş küçük olan sakalın ağarmış.. Yazık değil mi ki, sen hâlâ karanlıklar içindesin..
    Bu sözün taşıdığı ince, zarif mânayı anlayan papaz, hemen o gün müslüman olmuştu.
  

  Konya yakınlarındaki Eflâtun Manastırı'na gidiyor, orada papazlar, Mevlâna'yı derin bir hûşû içinde dinliyor, sözlerini gönülden tasdik ediyorlardı. Bir gün Konya çarşısından geçerken, karşılarına bir papaz gelmişti. Papaz, Mevlâna'yı görünce eğilerek selâm verdi. Mevlâna daha fazla eğilerek mukabelede bulundu. Papaz doğrulunca baktı ki, Mevlâna halâ ihtiram vaziyetindedir. Nihayet görüşüp ayrıldılar. Biraz ilerledikten sonra, Mevlâna yanındakilere:
    — Şükür Allah'a, tevazuda da papazı yendik... demişti.

Mevlâna'ya göre, insan (İnanan ve imân eden insan.), surette küçük bir âlemdir amma, gerçekte büyük âlemdir.

 

Ve Hz. Mevlâna derki;

 

MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM

BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM

 

Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım
Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım
Benden başkaca bir söz nakledenler olursa
Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım

 

ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE ALA ALİ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE SAHBİHİ ECMAİN...

 

Dost Sözü : (5) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

5/4/2009 - ÖYLE BİR SEVGİ EDİNMELİ Kİ

Kategori: SEVGiLi

 

 

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
beni sevginin,aşkın ve bütün güzelliklerin kaynağına yöneltsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
aşk -ı mecazi aşk- ı hakikiye dönüşebilsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
iyi kötü ayırımı olmadan tüm mevcut birimleri kapsayabilsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
azaba hüküm giymiş tüm insanlara ve dahi ezeli düşmanım iblise bile merhamet duygularıyla yönelmeme vesile olabilsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
içimde ne kadar çirkin haslet varsa cümlesini yakıp kül edebilsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
beni sevgiliden bir an için bile ayrı düşürmesin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
vuslatın lezzetini tattırdıktan sonra visalin acısını bana unutturabilsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
bana karanlık görünen dünyamı, ümit ve sevgi aydınlığına çevirsin.


Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
beni aşka meftun edip adeta aşk sarhoşu yapsın.

 

Öyle bir sevgili edinmeliyim ki,
her daim bana yüzünü gösterebilsin...

Nazim AKPINAR

 

 

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

15/3/2009 - Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!

Kategori: SEVGiLi

  

Sakın terk-i edebden...

Nâbî, 1678 senesinde sultandan izin alarak, hacca gitmek için yola çıktı. Hac kâfilesi Osmanlı devlet ricâlinden meydana geliyordu. Hicaz yollarında, Peygamber efendimizin aşkından dolayı, Yûsuf Nâbî hiç uyumadı.

Medîne'ye yaklaştıkları bir gece, kâfiledeki bir devlet büyüğünün ayaklarını kıbleye doğru uzatarak uyuduğunu gören Nâbî, yetkiliyi uyandıracak bir sesle şu nâtı söyledi.

Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!

Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ'dır bu.

Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde,
Tefevvuk-kerde-i arş-ı cenâb-ı Kibriyâ'dır bu.

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil,
İmâdın açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu.

Felekde mâh-ı nev Bâb'üs-Selâmın sîne-çâkidir,
Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu.

Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu.


Nâtın açıklaması şöyledir:
"Edebi terketmekten sakın! Zîrâ burası Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamber efendimizin bulunduğu yerdir.
Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i ekremin makâmıdır. Burası Cenâb-ı Hakk'ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir.
Fazîlet yönünden düşünülürse, Allahü teâlânın arşının en üstündedir.
Bu mübârek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi.
Yaradılmışlar, iki gözünü körlükten açtı.
Zîrâ burası kör gözlere şifâ veren sürmedir.
Gökyüzündeki yeni ay, O'nun kapısının yüreği yaralı âşığıdır.
Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nûrundan doğmaktadır.
Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına riâyet ederek gir.

Zîrâ burası, büyük meleklerin etrâfında pervâne olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir."


O yüksek rütbeli kişi, bu mısrâların ne mânâya geldiğini anladı. Hemen ayaklarını toplayarak doğruldu ve;

"Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?" dedi.

Yûsuf Nâbî de; "Daha önceden söylememiştim. Şu anda sizi bu durumda uzanmış görünce elimde olmayarak yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok." dedi.

Bu sözler üzerine o kişi, rahat bir nefes alarak; "Mâdem ki bu şiiri burada söyledin, burada kalsın. İkimizden başkası duyarsa, senin için iyi olmaz." diye ikâz etti. Yûsuf Nâbî hiç ses çıkarmadı.

Kâfile yoluna devâm ederek sabah ezânına yakın Mescid-i Nebî'ye vardı. Mescid-i Nebî'deki minârelerden müezzinler Ezân-ı Muhammedî'den evvel Nâbî'nin, "Sakın terk-i edebden..." diye başlayan nâtını okuyorlardı. Nâbî ve o yüksek rütbeli kişi hayretten dona kaldılar. Sabah namazını kıldıktan sonra, Nâbî ve öbür zât namaz kıldıkları câminin müezzinini buldular. Nâbî, müezzine; "Allah aşkına,Peygamber aşkına ne olursun söyle! Ezândan önce okuduğun nâtı kimden, nereden ve nasıl öğrendin?" diye sordu. Müezzin gâyet sâkin bir şekilde şu cevâbı verdi:

"Resûl-i ekrem bu geceMescid-i Nebî'deki bütün müezzinlerin rüyâsını şereflendirerek buyurdu ki: "Ümmetimden Nâbî isimli biri beni ziyârete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üstündedir. Bugün sabah ezânından önce, onun benim için söylediği bu şiiri okuyarak, Medîne'ye girişini kutlayın." Biz de Resûlullah efendimizin emirlerini yerine getirdik."

Nâbî ağlayarak; "Sâhiden Nâbî mi dedi? O iki cihânın Peygamberi, Nâbî gibi bir zavallıyı ve günahkârı, ümmetinden saymak lütfunu gösterdi mi?" dedi. "Evet" cevâbını alınca da, sevincinden kendinden geçti.

Ey Hak!

 

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

3/2/2009 - EFENDİM..

Kategori: SEVGiLi

Ünlü bir sanatçımızın Çok bildik bestesi ile ilgili roportajından güzel bir bölüm.... beni çok duygulandırdı... paylaşmak istedim....

 

Muazzez Abacının okuduğu bir besteniz var. Efendim onu kime yazdınız,  Kime bu güzel sözler.

 

Sözleri şöyle o şarkının...

 

İki elim kanda olsa gelirim
Yeter ki sen çağır beni Efendim


Aşktan öte bir tutkusun içimde
Her isteğin bir emirdir Efendim.


Sen bir yana bütün âlem bir yana
Bendeki aşk bir Allaha bir sana


Çekilecek derdin varsa ver bana
Bu can senin ben seninim efendim.


Benim için sen her şeyden kutsalsın
Sesin billur, sen bir nursun efendim


Dualarım sana varmak içindir.
Erişilmez bir yerdesin efendim.

 

Tabiî ki Efendime, Peygamber Efendimize yazdım bu şarkıyı. Ona sevgim sonsuzdur. Onun için bu beste ona.


 

Yani bir söz vardır. “Övünülmeyen sadaka ve övünülmeyen ibadet kutsaldır. Ben 7 yaşında Kuran okudum,  Arapçam Türkçeden iyidir okuduğumu anlarım. 7 yaşına kadar Türkçe bilmiyordum zaten  Müslümanlık hümanist bir dindir. İnsana çok değer verir. Bütün 3 kitabın yazdıklarını harmanlamış en mükemmeli en tekâmül etmişi çıkmıştır ortaya. Dinimiz de Müslüman olmayan kişiye de sevgiyle yaklaşmak lazım. Peygamber Efendimiz öyleymiş. O sevgi yüklü bir peygamber.

 

Bir gün ashabı ile otururken önünden bir cenaze geçiyormuş, ayağa kalkıp Fatiha okumuş. Bunun üzerine sahabesi “ Efendim bu cenaze gayrimüslim birine aitti.”. Efendimiz cevap veriyor “O da bir Allah kulu değil mi.” İnsana saygı, insana sevgi en büyük silahtır.

devamı .. için

http://www.sisligazetesi.net/pages/roportaj/selami.htm

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

12/1/2009 - ŞÜKREDENLERDEN SUHEYB & SABREDENLERDEN HIFA

Kategori: SEVGiLi

Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları; vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi eşiğine cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

 

Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede  bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.
Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.

Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur.

 

 Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir. 

 

Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" 

 

Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.

Birine " Şükredenlerden Suheyb " yazarlar, öbürüne " Sabredenlerden Hifa "
 

Dost Sözü : (2) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

28/7/2008 - Allahım, son nefesimizi imanla kapa!

Kategori: SEVGiLi

Makamat rivayetinde Miraç şöyle anlatıldı:

 — Resulüllah S.A.V. efendimiz Beyt-i Makdis'e vardığı zaman, bütün nebiler ve resuller kendisini karşılayıp merhabaladılar. Çeşitli Övgülerle övdüler. Üzerine tabak tabak nurlar saçtılar. Burak'ın Önünde, taa, Mescid-i Aksa'ya kadar yürüdüler.

 Bundan sonra, Resulüllah S.A.V. efendimiz Burak'tan indi. Cebrail a.s. Burak'ı bağlayınca, durdular.

 Sonra, Resulüllah S.A.V efendimize hitaben, şöyle dediler:

 — Ya Habibellah, mescidin içine önce siz girin. Resulüllah S.A.V. efendimiz onlara şöyle dedi:

 — Siz, benden evvel peygamber gönderildiniz; Öne geçmeye, siz benden daha lâyıksınız. Onun için siz önce giriniz.

 Bunun üzerine, şanı yüce izzet sahibi Rabb'imin şu hitabı geldi:

 — Ey Habibim, insanları davet için bu vücud âlemine cümleden sonra teşrif edip risaletle ayrı bir mevki kazandın. Ama ketm-i ademde vücud bulan cümleden evvel ve kıdemli olan sensin. Onların hepsi senin nurundan yaratıldı. Önce içeri girmeye sen daha lâyıksın. Sen gir.

 Bu hitab üzerine, Resulüllah S.A.V efendimiz, Cebrail ile beraber içeri girdi. Sonra, nebiler ve resuller içeri girdiler.

 Bundan sonra, Cebrail ezan okuyup kamet getirdi.

 Resulüllah S.A.V. efendimiz imam oldu. Nebiler, resuller ve hazır olan mukarreb melekler Resulüllah S.A.V. efendimize uyup iki rekat, namaz kıldılar.

 Bundan sonrasını Resulüllah S.A. efendimizden dinleyelim: —«Namazı bitirdikten sonra, sırrıma hitab, derunuma ilham olundu:

 Şimdi dua vaktidir; ümmetine dua et.

 Diye.. Bunun üzerine, yüce dergâha el açıp tazarru ve niyaza başladım. Zaif ümmetimin necat ve selâmetleri, af ve mağfiret olunmaları için dua ettim. Cehennem ateşinden halâs olmalarını taleb ettim. Orada bulunan bütün nebiler, resuller ve hazır olan mukarreb melekler de duama:

 — ÂMİN!

 Dediler. Tam bu anda kalbime şöyle bir nida geldi:

 — Ey Habibim, oturduğun yer, Mescid-i Aksa; Gecen, Miraç gecesi; dua eden, senin gibi Şanlı Peygamber ve Allah'ın sevgilisi; duana:" ÂMİN!. " Diyenler de, bütün nebiler, resuller, mukarreb melekler; dua ettiğin zat ise., merhametliler merhametlisi, keremliler keremlisi, cümleyi hidayet nuruna erdiren celâl ve ikram sahibi Allah'tır. Duaların makbul olacağına, ümmetinin günahları bağışlanacağına ve azaptan necat bulacaklarına şüphe yoktur, izzetime, celâlime yemin ederim ki, onlara rahmetimi ihsan eyledim. Cemalimi müşahede ile müşerref olmağı onlara hil'at eyledim.»

 

Allahım, son nefesimizi imanla kapa. Seni görmeyi bize nasib eyle. Ya Rahim, ya Rahman, peygamberin Muhammed S.A.V. Efendimiz hürmetine. Âmin! Ya Hannaıı, ya Mennan..

 

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

10/5/2008 - Kardeşini affetmek...

Kategori: SEVGiLi

Enes b. Mâlik nakleder:

Resûlullah (A.S:) oturmakta iken birden bire dişleri görünecek şekilde güldüğünü gördük. Ömer sordu: “Anam babam hakkı için söyle ya Resulallah, seni güldüren şey nedir?” Hz. Peygamber (as) cevap verdi:

- Ümmetimden iki kişi, izzet sahibi olan Rab Teala’nın huzurunda diz çökmüşler, birisi şöyle diyor: “Ya Rabbi, kardeşimden benim hakkımı alıver.” Allah (suçlanana): “Kardeşinin hakkını ver!” buyurdu.

- Ya Rabbi, dedi, iyiliklerimden (ona verecek) hiçbir şey kalmadı.

- Ya Rabbi, öyleyse günahlarımdan bir kısmını yüklensin, dedi (şikayet eden).

Bu sırada Resulullah (as)’ın gözleri yaşla doldu. Sonra şöyle buyurdu: “Bu gerçekten korkunç bir gündür. Öyle bir gün ki, insanlar günahlarından bir kısmının (başkası tarafından) yüklenilmesine ihtiyaç duyacaklardır.” Sonra şöyle devam etti: “Aziz ve Celîl olan Allah şikayet sahibine şöyle diyecek: “Başını kaldır ve Cennet bahçelerine bak!” O başını kaldıracak ve haykıracak:

 

- Ya Rabbi, gümüşten şehirler ve incilerle süslenmiş altından köşkler görüyorum. Bu hangi peygambere, hangi şehide aittir?

- Bana bedelini verenindir! diyecek (Allah).

- Peki buna kim sahip olabilir ya Rabbi?

- Ona sen sahip olabilirsin!

- Nasıl ya Rabbi?

- Kardeşini affederek!

- Affettim gitti ya Rabbi!

 

Bunun üzerine yüce Allah buyaracak ki: “Kardeşinin elinden tut ve onu cennete koy!

 

Resûlullah (A.S.) devamla şöyle buyurdu: “Allah’tan korkun, aranızdaki münasebetleri düzeltin (Enfal 8/1). Şüphesiz Allah kıyamet gününde müminlerin arasını düzeltir

Muhyiddin İbn'ül Arabi Nurlar Hazinesi adlı eserinden

 

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

22/4/2008 - BEN SENİ GÖRMEDEN SEVDİM

Kategori: SEVGiLi

Ben, seni görmeden sevdim,

Yorgun gecelerde titreyen; bir yanı yetim,

Bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni...

Ey gönül bahçemde büyüttüğüm nazlı çiçek!

Ve Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı!

Bu hasret, bu gurbet söyle ne zaman bitecek?

 

Ben, seni görmeden sevdim..

Yolunu gözledim bir Medine sabahı, ellerimde güller,

Güller ki kokunu aldığım, kokunu alıp yandığım,

Yanıp yanıp ağladığım....

 

Ben, seni görmeden sevdim...

Gözlerini gözlerime değdir Efendim, ellerini ellerime...

Sevmeyi senden öğrendim.. ilkin !,

Sevilmesi gereken herşeyi senden,

Şefkat seninle mana buldu,

Buz çöllerini seninle aştım, ab-ı hayat sundun sıcak ikliminle.

Gözlerini gözlerime değdir, elerini ellerime Efendim!

 

Ben, seni görmeden sevdim..

Bahar yüzlü insanlar bildim, etrafında pervane,

Onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade.

Seninle yaşamak, seninle ölmek,

Seninle ağlamak ve seninle tebessüm etmek.

Aynı sofrayı seninle paylaşmak istedim,

Ama en çok seni, seni görmek istedim, göremesemde.......

 

Ben, seni görmeden sevdim..

Kokunu aldım güllerde..

Ben seni görmeden sevdim adını andım yürekten....

Sevgili, sevgili, en sevgili, görmeden.. görmeden.. görmeden... sevdim..

ben seni.. sevgili, sevgili, ey sevgili,

Görmeden.. görmeden.. görmeden.. sevdim ..

ben seni sevgili.......sevgili........

 

Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi, yüzünü yoldaş ettim.

Kah yeller gibi estim Yemende,

Kah Mecnun gibi düştüm çöllere.

Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde,

Ne zaman, nasıl, kim bilir nerede?

Ben, seni görmeden sevdim..

 

Ben, seni görmeden sevdim,

Rüyalarım var sana dair, özlemlerim var sana,

Al yüreğim senin olsun Sultanım!

Uyandır beni aşka..

 

Ey gül-i vefa, Ey rahmet sağanağı!

Yağmur yağmur, tane tane düştünde gönlüme,

Kurak topraklarım, hayat buldu gelişinde.

Ben leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman,

Boş hülyalara daldım, kayboldum,

Su içtiğim pınarlara, ateşler dokundu,

Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım.

 

Ben, seni görmeden sevdim..

Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi,

En berrak duyguları besledim sana, en nadide hisleri,

Gel Efendim, al götür beni uzaklara,

Düşmeden gülüm.. tuzaklara,

 

Gözlerimde yaş akar durur, bu ayrılık beni yakar vurur..

Gözlerini gözlerime değdir, ellerini ellerime Efendim!....

  

Ben, seni görmeden sevdim..

Kokunu aldım güllerde..

Ben seni görmeden sevdim adını andım yürekten....

Sevgili, sevgili, en sevgili, görmeden.. görmeden.. görmeden... sevdim..

Ben seni.. sevgili, sevgili, ey sevgili,

Görmeden.. görmeden.. görmeden.. sevdim ..

 

Ben seni sevgili.......sevgili........

 

 

 

Dost Sözü : (5) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

ÂŞIK-I SADIK BENİM

KADEM KADEM GECE TEŞRÎFİ NÂİLÎ O MEHİN, CİHÂN CİHÂN ELEM-İ İNTİZÂRA DEĞMEZ Mİ ?



ATATÜRKÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ




TÜRK GENÇLİĞİNE HİTAP



Ey Türk Gençliği !

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Gazi Mustafa Kemâl

ATATÜRK

20 Ekim 1927


Ruhun Şâd Olsun ATAM..


Ne kadar ileri görüşlüymüşsün...!




birdirbir



DOSTUN HEYBESİ

incitme..
Arefe günündeki rahmet...
Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs.
Âşık Nîyazi Divanından...
Bir mum...
İYİ BAYRAMLAR EFENDİM
ben insanlığımdan mı vazgeçeyim!
O ise benim sevdiklerimden...
DUA BERAT GECESİ
MİRAÇ KITABI 1 .BÖLÜM
MİRAÇ KITABI 4 .BÖLÜM
Aşık Sefai'den deli gönül
Regaib Kandili
KIRK KURAL.... Ehline duyurulur !
ŞARTLI SEVGİ...
LEYLA DA KİM ?..
ÇARE SENSİN...
Mevlana Hazretleri
ÖYLE BİR SEVGİ EDİNMELİ Kİ
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!
İSTEMEMEYİ ! İSTEMEK !
Atatürk Neden Büyük...
M. Kemal Atatürk'ün Balıkesir Paşa Camiindeki hutbesi...
Allah dost olmak...
KURTULUŞ... GÜZEL AHLÂKTADIR!.

LİNKLER

ANA SAYFA
HANE-İ CÜZ
SAYFALAR
DOSTLAR
e-posta
MORAL FM
İSMAİL HAKKI BURSEVİ Hz.
DOST KATINDAN İNEN
O. KEMÂLÎ OZÂN Hz.
MELAMİLER
KAFKAS VAKFI
SEMAZEN
CEMALİNUR SARGUT
HÂLUK NÛRBAKÎ Hz.
ŞEMSETTİN YEŞİL Hz.
GECEYOLCULUĞU
ORTADOĞU HABER
HUBBLE TELESKOPU
NOVA The Elegant Universe

DOSTA GİDER

DOSTLAR

meczup
esin
agnia
sufihayat
ibnarabi
aisece
sufikalbi
abuhayat
dingorevlileri
gulirana
atesveruzgar
ruzname
medreseizehra
dilaran
hayalet789
ruhlargemisi
candedim
fuadyusufoglu
islamneguzel
sahibiniarayanmektuplar
sevtap85
mondlicht
mavizara
yagmurlar2
acihuzun
meveddet


SEVGİLİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN VEDÂ HUTBESİ


VEDA HUTBESİ





Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..
Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ...

Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ...

Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır (borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.

Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!.

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır. Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar!

Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.

Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar ! ...

Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin. Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz. Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın. Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.

Ey müminler!..

Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...

Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.

Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.

Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin. Ahâlinin haklarını gasp etmeyin. Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
Ey Müminler!
Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!. Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey İnsanlar!
Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür.. Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.

Ey İnsanlar!

Allah'a kulluk edin.

Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun. Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!

Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar!

Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?

Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..



(Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.


Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.

Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;




"Şâhid ol Ya Rabbi!"



"Şâhid ol Ya Rabbi!"




"Şâhid ol Ya Rabbi!"

Buyurur.






Yüce Allah Şefaatlerinden Mahrum Etmesin .. İnşallah...



Cânı kim cânânı için sevse, cânânın sever

.

Bismillah
Bi ismi Allah !

HER VAKTİNİZ HAYR OLSUN




Esselâmû Aleyke yâ Rasûlallah..


Esselâmû Aleyke yâ HabîbAllah..
BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

Daima düşünceli idi. Susması konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsi için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu; Kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, faydasız boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı, kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

Yanında en son konuşanı, ilk önce konuşan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse O da güler, bir şeye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.


Her zaman ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. (ihata ederdi) Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.

Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti ;


"Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!"

Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir hâletle dururdu, yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu. Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzına almadı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırt edilmezdi. Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.


Sabahları evinden çıkarken şöyle söylerdi: "İlahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksIzlIk etmekten ve haksızlığa maruz kalmaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."

Sıradan değildi; Sıradan insanlar gibi yaşadı.


İŞTE O, FAHRİ KÂİNAT,

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ,

HZ. MUHAMMED MUSTAFA

SALLALLAHÛ ALEYHİ VE SELLEM İDİ.

Esselamu aleyke ya Resulullah, esselamu aleyke ya Nebiyyallah, esselamu aleyke ya Habiyballah, esselamu aleyke ya hayra halkullah, esselamu aleyke ya Savfetullah, esselamu aleyke ya Seyyidi’l-murselin ve hâtimi’n-nebiyyin, Esselamu aleyke ya gâidi’l-ğarru’l-mahceleyn, esselamu aleyke ve alâ ehl-i beytike et-tayyibiyn et-tâhiriyn, esselamu aleyke ve alâ ezvâcüke’t-tâhirat ümmehâtu’l-mü’miniyn, esselamu aleyke ve alâ ashâbike ecmâiyn, esselamu aleyke ve alâ sâir ıbâdullahi’s-sâlihıyn, cezâkellahu ya Resulullah efdal mâ cezâ nebiyyen ve rasulen an ümmetihi, ve sallallahu aleyke küllemâ zekareke ez-zâkirun, ve ğafele an zikrike el-ğâfilun.
....ESSELÂMUNALEYKÛM YA RESULALLAH.....
[Selam Sana ey Allah’ın Resulü, Selam Sana ey Allah’ın Nebisi, Selam Sana ey Allah’ın sevgilisi, Selam Sana ey Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı, Selam Sana ey Allah’ın dostu, Selam Sana ey peygamberlerin efendisi ve peygamberlerin sonuncusu, Selam Sana ey iki cihan nuru olan lider. Selam Sana, selam temiz ve pak aile efradına. Selam Sana, selam müminlerin anneleri temiz ve pak eşlerine. Selam Sana, selam bütün ashabına. Selam Sana, selam Allah’ın diğer salih kullarına. Ümmetine Peygamber ve Resul olarak Allah, Seni en üstün mükafatla mükafatlandırsın. Seni zikredenlerin her zikrinde ve Seni zikretmekten gafil olanların da gafletinde Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın kulu, elçisi, emini, yaratıklarının en hayırlısısın. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın risaletini tebliğ ettin, emaneti yerine tevdi ettin, ümmetine öğüt verdin ve Allah yolunda büyük bir gayretle cihat ettin.]

ALLAH ŞEFAATLERİNDEN BİZİ MAHRUM ETMESİN... İNŞALLAH.... Amin...


BEN BÖYLE DOST İÇİN KURBAN OLURUM..









İLAHİLER ve İSLÂMİ MÜZİK

İlâhi Seçiniz, Dinle' yi Tıklayınız ve az.. biraz.. Bekleyiniz.

<<< >>>



El Hamdüllilâhi Râbbül âlemin !





Elhamdüllillah-il Râbbül Alemin




Namaz Mü'min'in Mirâcıdır !






Click for Istanbul, Turkey Forecast

TEMP & TIME @ İSTANBUL

DOST BLOGLAR -LÜTFEN ZİYARET EDİNİZ