SEYYiDMUHAMMEDNUR - Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR... - Blogcu
Allah u Ekber

Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR...

Allah u Ekber
İsmailem, Hâk yoluna, canımı kurbân eylerem, Çünkü bu cân kurban gerek, Ben koç kurbânı neylerem.....

3/1/2009 - Es Seyyid Muhammed Nurü'l-Arabî - HAŞR SIRASINDAKİ SIFAT

HAŞR SIRASINDAKİ SIFAT

Ey yâr, bedenden ruh ayrıldığında, hangi sıfatla sıfatlanır? Kimi domuz suretiyle ve kimi köpek, kimi maymun, kimi yırtıcı canavarlar suretiyle sıfatlanır. Bazılarının başları ayaklarının altında olur. Bazıları söz söyleyemez ve hareket edemezler. Buna uygun Hadis ve Kur'an-ı Azim ayetleri çoktur. Nitekim buyurur. Furkan Suresi, 44. ayet: "Kel en'amü belhüm edall." "Hayvan gibi, ondan da beter!"

Ey yâr, o sıfatları kendi özünde bulmaya gayret et, ölmeden o sıfat­ları kendinden def etmenin çaresini bul.

Ve kendini bilmenin gayet gerekli şartı serencam neye erişti onu bilmektir. Kendi hâlinin fazlası, eksiği ve şevki ve duygusuzluğu ve yerinde kalması ve ilerlemesi nedir, bunlardan haberli olmalısın. Nef­sinin hayvanlığı ve yırtıcılığı ve şeytanlığı ve melekliği sıfatları sende vardır, onları bulasın. Hangisinin galip olduğunu bilesin, gidermeye çalışasın.

Ey yâr, sâlik kendi nefsini bilmek durumuna erince, uyumakla uyanıklık ortasında rüya vaki olur. Ve rüya insanın kerametlerindendir, dahi peygamberlik cüz'ündendir. Nitekim buyurdu: "Errü'ya es-salihatü cüz'ün min sitteti ve erbaiyne cüz'en minen nübüvvet" "Salih rüya peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır." (Hadis)

Eğer hırs sıfatı galip ise, fareler ve kurbağalar suretini görür. Eğer cimrilik sıfatı galip ise köpekler ve keçiler suretini görür. Eğer kini galip ise yılan suretini görür. Eğer şehvet sıfatı galip ise eşek suretini görür. Eğer yavuzluğu sıfatı galip ise tilki suretini görür. Ey yâr, eğer bunların hepsini saymaya kalkarsak söz uzar. Hangi sıfat sende galip ise kıyamet gününde o sıfatla ayn olursun. O sıfatla mahşer mey­danında ortaya çıkarsın.

Ey yâr, bu sözün doğruluğuna delil çoktur. Tevrat'ta ve İncil'de ve Kur'an'da ve hadislerde ve haberlerde ve ilm-i meşayıhde ve bütün dinlerde bu hususta ittifak vardır ki, her kimde hangi sıfat galip ise el­bette ba's günü o sıfatla haşrolur. Zira bu da vardır ki, salih salihle, kötü kötüyle, tayyip tayyiple ve habis habis ile haşrolur. Sen hangisine layıksan, senin hakkın odur.

Muhammed Nurü'l-Arabî - (Nokta Tül beyan adlı eserinden)

Dost Sözü : (4) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

1/12/2008 - İYİLİK VE KÖTÜLÜK NEDİR?

İYİLİK VE KÖTÜLÜK


Ey birader aşık, bu anlattıklarımız Levh-i mahfuz ve Kitab-ı Huda'dır. Âlem terkiplerinde ortaya çıkan her şeyler Levh-i mahfuz'daki Kitab-ı Huda'da yazılmıştır.

Zira Hakk'ın ilmi kadimdir. Sonradan tedbir etmek, mahluk sıfatıdır. Yukarıda söylediğimiz atalar ve analara Müfredat denir. Levh-i mahfuz, Hakk'ın ilm-i kadimini içeren Kitab-ı Huda'dır; bun­da yazılı olan kötülük, iyilik, mutluluk, bedbahtlıkların her biri vakti gelince feleğin sebebi İle ortaya çıkar. Hiç kimsenin şüphesi yoktur ki, bunları harekete getiren emr-i Hak'tır ve ilmullahtır.

Ey birader, halkı hareket ettiren tali'dir, (Tali’:Doğan. Tulu' eden. * Kısmet, kader, baht. * Nişangâhın arkasına düşen ok. * Yeni hilâl. ) kendim ederim sanır. Nutfe ana rahmine düştüğü vakit atanın ananın tali'i ne iştedir ve her yıldızın yeri ve seyri, gidişi, hareketi iyilik ve kötülüğü üzerine ne eser bırakırsa nutfenin alnına yazılır. Saadet ve şekavet, zekilik, ahmaklık, cimrilik, cömertlik, yoksulluk, zenginlik her ne ise o nutfenin zatına tali' olur. Yani yıldızların etkisiyle ana rahmindeki ceninin alnına kaderi yazılır. Cennetlik yahut cehennemlik olacağı, zeki veya ahmak olacağı, cimri veya cömert olacağı, iyi huylu mu, kötü huylu mu olacağı, zengin veya fakir mi olacağı orda belli edilir. Zira nokta, cis­min Levh-i mahfuzudur. O Levh-i mahfuz âlemin mazharıdır.

Her kimse mutlu ise bu saadetini ana karnında tutup geldi. Hiç­bir şekilde bunu kendinden def etmesi mümkün değildir. İnsan bun­da mecburdur. Nitekim Peygamber (s,a.s.) buyurur: "Essaid saidün fi batnı ümmühü veş şaki şakiyyün fi batnı ümmühü." "Said anasının karnında saiddir, şaki anasının karnında da şakidir."

Saadet ve şekaveti bildin, her hâlinde âdemoğlunun böyle mecbur olduğunu anladın.

Ey birader, saadet yoldaş olan kimseyi sevdiler de ondan ötürü saadeti ona yar eylediler zannetme! Öyle değildir. Onun nasibi öyle düşmüştür de o yüzden o mutlu olmuştur. Veya, şekavet yoldaş olanı sevmediler de ondan dolayı ona kötülük verdiler sanmayasın, onun da nasibi öyle düşmüştür.

Ey birader, burada şu soru akla gelir; "Madem said, saadeti belli olarak geldi ve şaki şekavetini tutup geldi. Öyleyse, ne fayda oldu peygamber davetinden ve mürşidlerin irşadından ve ulemanın ter­biyesinden?"

Cevap: Şüphe yoktur ki, saadeti ve şekaveti ana karnından birlik­te getirir ama hiç işittin mi kî, Kur'an'da ve Hadis'te ana karnından dünyaya said gelen said gider veya şaki gelen şaki gider?

Bundan sonra bil ki, şekavet-i mutlak var, şekavet-i mukayyed var. Sana istemeden gelen şeye, mecbur olduğun işte tevekkül ve sabrı seç! Sana cüz'i ihtiyarınla gelen işte, senin ihtiyar yani seçme iraden vardır, onda muhtarsın, iyisini kabul et, yaramazına pişman ol!

 

Eğer bu cevaba kanmadınsa biraz daha açıklayayım:

Nutfede yazılmıştır ki, insanın dili ola ve kulağı ola ve gözü ve eli ve ayağı ola. Ve amma yazılmamıştır ki, ne kadar dili söyleye ve ne kadar kulağı işite ve ne kadar gözü göre ve ne kadar endişeler ede! Ama yaramaz düşünceyle, yaramaz fiil işlersen, sana bela geleceği yazılmıştır. İyi fiil işlersen sana iyilikler geleceği ve iyilikler bulacağın yazılmıştır.

Ey birader, buna bir delil de budur: Görmez misin dağlarda yemiş ağacının yemişi yenilirse insanın boğazına durur? Bu, asli şekaveti olmadığındandır. Ama onu aşılarlar, terbiye ederler, yemişi biter, her yerde makbul olur. Yabani meyveler insanın boğazını acıtır, kolayca yutulmaz çünkü hoş değildir. Aşılanınca hoş olur.

Bîr daha delil: Görmez misin yabanda bir çok köy çocukları mer­kep ve sığır güderler ve kendileri de hayvana benzerler? Din ve iman nedir bilmezler. Bir çok müddet medresede eziyet çekerler, ilim ve terbiye bulurlar, adı çoban iken Molla Şemseddin olur. Molla Şemseddin nerde, sığır çobanı nerde?

Pes ey birader, bazıları kaderî mezhebine katılıp tenbel ve kâfir ol­dular, çalışıp kazanarak ilerlemekten kaldılar. Ey birader, Hazreti Risalet penah (s.a.s.) buyurur: "El kaderü hakkun," "Kader haktır." amma sen kader sırrını bilmezsin. Ondan ötürü dünya işine çeviksin, ahiret işinde yavaş ve tembelsin.

Nitekim Hazret-i Mevlana Hüdavendigar Mesnevi Şerifinde buyurur; Beyt: (Farsça)

 

Peygamberler ahiret işlerini tercih ederler

Kâfirler dünya işlerine düşkündürler

 

Ey birader, sana dünyadan nasîb olan, elbette erişir. Amma ahiret nasibi ana karnında beraber gelmiş değildir. O senin çalışmana, gayret etmene bağlıdır. Nitekim hikmet sahipleri demişlerdir. Beyt: (Farsça)

 

Cehd edip gayret göstermek, çalışıp çabalamak doğrudur,

deva ve dert haktır,

İnkarcılar ise kendilerini çalışmaktan engellerler.

Muhammed Nur'ül Arabî (Nokta Tül beyan Adlı eserinden)

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

19/11/2008 - Seyyİd Muhammed Nurul Arabİ Hz.leri - EŞEK TELLALI

EŞEK TELLALI

Ey yâr, Hâce Feridüddin Attar "Esrarnâme"sinde anlatır:

Bir eşek satıcısı var idi, bütün ömrü merkep tellallığında geçmiş­ti. Ansızın ecel erişti, sekerat haline düştü. Azrail ki, sıfat-ı celal-i Hak'tır, ona ayn zahir oldu, ona göründü. Hazreti Azrail(a.s.)'in hey­betinden başını yatağından çıkarıp bağırdı, dedi ki:

- "Çullu bir kara merkep kim buldu ve kim gördü? Sahibi geldi, canımı alıyor!"

Haberi yok, o kara merkep kendisiydi.

Ey yâr, cehd eyle ki, bu sıfatlarla muttasıf olmayasın. Bir mürşidin eteğine yapışasın, sıdkını, ihlâsını tamam eyleyesin. Zira bu sıfatlar­dan kurtulmak, sıdk ve ihlas elde etmek ancak mürşidden hasıl olur.

Ey yâr, yaramaz huyundan ayrılamazsan, gümrah ve cahil, o sıfat-ı nakışla daim kalasın. Eğer kötü huyundan kurtulmazsan şaşkın ve cahil olursun, daima öylece kalırsın.

Ey yâr, bu tehlikelerden, şüphelerden ve helak vartasından kendi çabanla kurtulmak mümkün değildir. İllâ mürşid olan salih bir şeyh gerektir. Peygamberler ümmetlerine göre nasılsa şeyhler de müridlerine göre öyledir. Nitekim buyurur: "Eşşeyhü fi kavmihi ken nebiyyi fi ümmetihi." "Şeyh kavmi içinde, peygamber ve ümmeti gibidir." Zira şeyh müridine ancak ilim terbiyesi etmez, riyazet ve mücahede ile kötü ahlâkını güzel ahlâka döndürüverir. Yani yaramaz huyunu iyi huya döndürür. Zira nefs, huy kabul edicidir. Beyt (Farsça):

 

İnsanın nefsi huy kapar;

Kötü huyluyla beraber olma; kötü olma!

 

Ey yâr, insan yaramaz huyunu Hak Sübhanehu ve Tealâ hazretine arz eylemeli, halvetlerde daim tazarru eyleyip yalvarıp yakarmalıdır. Hakk'ın bir zerre cezbesi yüz amelden yeğdir. Nitekim buyurur: "Cezbeti min cezebatı rahman tevâzi ameles sekaleyn." "Rahman'ın bir cezbesi dünya ve ahiret amelinden üstündür." (Hadis)

Mevlâna Hudavendigâr Hazretleri (kds.) buyurur: Beyt (Farsça):

 

Hakk'ın bir tek cezbesi bin gayretten yeğdir;

Nişansız olanın yanında nişanların ne değeri var!

 

Ey yâr, Hakk'ın inayet cezbesi, ehlullah ile durup oturmaktır. Zira bunların sohbeti, Hak sohbetidir. Kim bunlarla üns tutarsa Hak'la üns tutmuştur. Nitekim Resulullah (s.a.s) buyurdu: "Men erade en yeclise meallah fel yelclis mea ehlit tasavvuf." "Kim Allah ile oturmak ister­se, tasavvuf ehli ile otursun."

Amma şunlar ki, zalimlerdir, Hak Tealâ'nın halkına ve kerametine lâyık değildir. Nitekim Kur'an'da buyurdu: Bakara Suresi, 124.ayet: "La yenalü abdez zalimin." "Ahdim zalimlere yetişmez."

Ey yâr, bu fâni gaddar dünya nedir ki, onun sebebiyle saadet-i ebediyeden uzak düşesin ve mahrum kalasın. Ve dünya hakkında Hazreti Risaletpenah aleyhi efdalü's-salavat bunca Hadis-i şerif zikreylemiştir.


Muhammed Nur'ül Arabi (nokta tül beyan adlı eserinden)

Dost Sözü : (2) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

24/10/2008 - Seyyıd Muhammed Nurul Arabİ-NOKTA SIRRININ DİĞER ADI NEDİR?

NOKTA SIRRININ DİĞER ADI

 

Ey birader aşık, insanın hakikati insanın ruhudur.

Nitekim Kelâm-ı Kadim'inde buyurur: "Yes'elûneke anir ruh." İs-ra suresi 85.ayet: "Ey Muhammed, senden sual ederler; ruh nedir? De ki, o Rabbimin emrindendir."

Amenna ve saddakna, ruh emrdir. Ve amma emr nedir dersen, emr seni diri tutandır.

Ey yâr-ı aşık, muhakkikler derler ki, emrin merkezi, yüreğin vasatında olan o noktadır. O merkez noktası bir müdevver âyine gibidir, iki yüzü vardır. Yani gayb âlemine ve şehadet âlemine tasar­rufu vardır. Ne vakit bu âyine temiz, saf ve cilalı olursa gizli sırlar ona yansır onda görünür. Ve cümle halkın gönlünde bu âyine vardır, am­ma pas tutmuştur; cehalet ve gaflet pasıyla, dünya muhabbeti pasıyla kirlenmiştir.

Ey yâr, bu pasın silinmesi için mürşid-i kâmil veya Hak yardımı lâzımdır.

İmdi ey yâr, o vücud aynası olan o değirmi nokta Allah'ın feyzini kabul edicidir ve emir merkezidir, emir, emir verenden ayrılmaz.

İmdi ey yâr, iyi dinle; bil ki, emr harftir. Ve harfin kalbi noktadır. Ve nokta âyine-i cihannümadır. Ve hem vahy kâtibidir. O hem harf­tir, hem kalem ve hem kâtiptir ve hem sâcid ve hem mescuddur yani secde eden ve secde edilendir. Ve hem fail ve hem mef'uldür. Ve hem gâib ve hem hâzırdır. Ve hem evvel ve hem âhirdir. Ve hem zahir ve hem bâtındır. Bu sözler kalbi "Beytullah" olan kimselerin kalbine işarettir.

Nitekim Resul (s.a.s.) buyurdu: "Mü'minin gönlü Hakk'ın iki kudret parmağı ortasındadır, nice dilerse döndürür." O iki parmak­tan murad, Allahü a'lem, cemal ve celâldir. Yani lutf ve kahrı sıfatıdır.

Ve bir Hadis'te dahi buyurur: "Kulumu seversem, gönlü evini benden gayriden boş eyleyip dilinde söyleyen ve kulağında işiten ve gözünde gören ve elinde tutan ben olurum."

Ve Hadis'te buyurur: "İnnallahe halâka âdeme âlâ sûretihi ve âlâ sûret-i Rahman" yani rastı ve dürüstî ki, Hak Tealâ hazreti Ademî kendi sureti mukabelesinde yarattı ki, suret-i Rahman'dır.

Ve dahi Hak Tealâ Kur'an'da Peygamberimiz'e buyurdu. "Vemaa remayte iz remeyte." Enfal suresi 17.ayet yani "Ey Muhammed, her nesneyi ki, sen attın, onu atan sen seni sanma!"

Pes bir kimsenin kalbi Hak'tan başkasından boşalsa, o kalbe Hak kanat olur.

Ey yâr, kalbin; mazhar-ı ilâhî ve şah âyinesi olduğu sabit oldu.

Bil ki, kalbin hakikati noktadır ve harfin mazharı noktadır. Ve harf müdriktir, yani idrak edicidir. Bu harf-i müdrik, nesne idrak et­tiği vakit o idrakin adı "akıl'dır. Ve bir nesne gördüğünde, adı "basar"dır. Ve işittiği vakit, adı "sem'"dir. Ve burunda koku duysa, adı "şem"dir. Ve beden ıssı ve soğuğu duysa, adı "lems"tir. Ve her sıfatın ve her taamın lezzetini alsa, adı "zevk"tir. Ve söz söylediğinde, adı "kelâm"dır. Ve bir nesne terkib ettiğinde, adı "fen"dir. Ve gönül­de harfleri tiz tîz çıkarsalar her bir nesneden birkaç suret musavver et­seler, o musavver olan surete müdrek derler, idrak edilen demektir. İdrak eyliyorken, adı “hayal”dir. Ve tamamen idrak eylediğinde, adı "akıl'dır. Ve her nesneyi teakkul edip, hariçten ve dahilden kendine yaramayanı önünde tutar, adı "hafıza"dır. Ve anmak dilese, adı "zâkir"dir. İdrakinin nihayetini talep etse, adı "tefekkür'dür.

Ey yâr-ı sadık, bu dediğimiz değişik isimlerin aslı harftir ve meşhudatı nefs-i nâtıkdır. Ve bu nefs-i natıka her ne vakit ki, kendi âsârın­dan kendi uzvunda bir nesne ortaya çıkarsa, bir ad kabul eyler, amma hakikati bir kuvvettir.

Es-Seyyid Muhammed Nurü'l-Arabî Hz.

(Allah şefaatlerini daim etsin İnşallah)

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

22/9/2008 - NOKTATÜ'L-BEYAN

İNSANIN HAKİKATİ

Ey birader, Allah Tebareke ve Tealâ Kelâm-ı Kadim'inde buyurur: "İnna araznal emanete..." Ahzab suresi 72. ayet: "Biz emaneti gök­lere, yere ve dağlara önerdik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, insan onu yüklendi, o zalim ve cahil oldu."

Ey birader, o emanet nedir ki, gökler ve yerler, dağlar onu yük­lenmekten kaçtılar ve insan kabul eyledi? Niçin zalim ve cahil oldu?

Allah Tealâ buyurdu: "Emaneti gayr-i ehline vermemek gerektir." "Innallahe ye'murüküm..." (Nisa suresi 58. ayet)

Ey birader sadık, bazıları o emanet candır dediler. Hakk'a canla meşgul olmak gerekir dediler.

Ve bazılar dediler ki; akıldır, daima Hakk'ı teakkul etmek, gerek­tir.

Ve bazılar; imandır dedi. İman; dille ikrar, canla tasdik ve şart­larına uyarak amel etmektir.

Bazıları dedi ki; ameldir; kemal kazanmak amelle olur. Belki var­lıkların amacı ilim ve ameldir. Bu dediklerinin hepsi de haktır ve hakikatte birdir. Bu dördü birdir.

Ey birader, madem bunlar sana emanettir, emaneti ehil olmayana ısmarlama, yoksa zalim ve cahil olursun!

Ey birader, eğer nefsini ve malını Hak Tealâ kabul eylese, onun karşılığı; ömr-ü ebedîdir ve cennet-i sermedîdir, yani sonsuz hayat ve cennettir.

Nitekim Kelâm-ı Kadim'inde buyurur: "Innallahe ştera minel.." (Tövbe suresi; 111) "Allah, mü'minlerden mallarını ve canlarını cen­net karşılığında satın aldı."

Ey birader, insan nefsini tam bilmeyince Hak'la olmaktan âcizdir. Vallahü a'lem.

Muhammed Nurü'I-Arabî Hz.

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

16/7/2008 - Kendi Hâlin, Nokta tül Beyân-M. Nur'ül Arabi Hz.

KENDİ HÂLİN

Ey birader, hakikatten ve hikmetten bu kadar şerh u beyan din­ledin, bununla işim bitti ve insanın kemâlini bildim sanma! Zira ki, kemal-i insan ne olduğunu bilmezsin, belki işitmedin bile...

Ey yâr, kemâl-i insan Hakk'ın mecmu' sıfatıyla muttasıf olmaktır. İnsan-ı kâmil olan "Kutup" olur. Kutub âlemde bir olur ve Hakk'ın sıfatının mazhar-ı tammı kutuptur. Kutbun kabzasında on sekiz bin âlem, hardal danesi gibidir.

İmdi ey yâr, sen de kendine insaf ver ve hoş benliği ve cehlini ko! Gör ki, nenin mazharısın ve sıfatullahtan ne sıfata maliksin? Hakk'ın bînihayet ilminden nen var? Gönül âleminde aciz ve kendi nefsinin ilminde acizsin, ikinci Hakk'ın kudretinde nen var? Çok tedbir edersin ama aksi düşer ve kendi işinde acizsin. Üçüncü Hakk'ın hükm-ü sul­tanından nen var? Padişah değilsin, elinde adl ve dâd yok. Ve kendi mekalinde acizsin.

Ey yâr, insaf edesin, Hakk'ın her sıfatında acizsin. Zira ki, deniz­den katre ve güneşten zerresin. Aciz, nakıslığından ötürü âcizdir. İm­di nakıs, kemâlini talep etse, onun saadeti uruçtadır. Yani eksiklik manevî yükselme ile giderilir. Eğer nakıslıkla kalsa, şekaveti iniştedir, nüzuldedir. Ömrü inatçılıkla geçer.

Nitekim Hazreti Resulullah buyurur: "Men isteva yevmahü fehüve mağbun ve men kâne emsehü hayrün min ğadihi fehüve mel'un" "Günleri birbirine eşit geçen aldanmış, dünü yarınından hayırlı olan la'nete uğramıştır."

Pes insaniyet odur ki, günden güne terakkide olasın. Zira dünya ahiretin ekinidir. Nitekim buyurur: "Ed dünya mezraatü'l-ahiret."

Ey yâr, ekin odur ki, sen ölmeden önce gönlünde bite! Yani sıdkın ve imanın ve ilmin ve hilmin ve aşkın ve şevkin ve mürüvvetin gön­lünde bite! Zira insanın saadeti bu sıfatlarla muttasıf olmaktadır. Nazargâh-ı ilâhî gönüldür. Nitekim buyurdu: "Muhakkak ki, Allah suretlerinize bakmaz velâkin kalplerinize ve amellerinize bakar." (Hadis)

Gönül nazargâh olduğu için, itibar niyetedir. Suretin gerekse çir­kin ve gerekse güzel olsun. Gönül sırrı halka perdelidir, Hâlık'a açık!, öyle olduğundan dolayı Tanrı dostlarının gönlü sırrını gayr-i ehl bil­mez. Nitekim Allah Tealâ buyurdu: "Evliyaî tahte kubabî la ya'rifühüm gayrî" "Velilerim kubabım altında gizlidir, onları benden başka kimse bilmez."

Ey yâr, bildin ki, her şey Hak Tealâ varlığıyla var oldu. Amma her kimsenin istidadı da feleğin dönüşüne bağlıdır, kur'ada nice düştüyse ona göre oluşur. Hangi makamda olursan ol; kadrini bilirsen, insaf verirsen rahmet bulursun. Nitekim Hazreti Ali (r.a.) buyurur: "Rahimallahü mer'e arefe kadrühü ve lem yeteadde tavrühü" "Allah rahmet etsin o kişiye ki, kadrini bildi ve haddini aşmadı."

Ey yar, Hak Hazretinin varlığına "Nur" dahi derler. Nur suresi; 35. ayet: "Allahü nurüssemavati vel arz." "Allah göklerin ve yerin nurudur." Zira münevver edicidir. Kimin nur tecellisi eksik ise, tecellisi fazla olan kimseden istemesi lazımdır. Zira insanın saadeti ondadır ki, kendinde olmayanı istesin, ve istediği kimseye karşı saygılı ve itaatli olsun.

Hakk'ın cemal nuru, cemillerde yani güzellerde tecelli etti. Hak varlığından fazla tecelli alan kimse kendinden aşağı olanın kıblesidir. Bu yüzden enbiya ve evliya âlemdekilerin kıblesidir. Her kim onlar­dan yüz çevirse kâfir-i mutlak onlardır.

Bîçare âdem, Hakk'ı koyasın ne tutasın? Batıla uyasın, Yusuf'u satasın, ne alasın?

Dost Sözü : (3) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

30/6/2008 - Leylâ ve Mecnûn - Muhammed Nür'ul Arabi Hz.



LEYLA VE MECNUN

Ey yâr, muhakkikler buna başka bir isim daha vermişlerdi; aşık ve ma'şuk ve aşk! Sonra gelen şeyhler müdrik, müdrek ve idrak dediler. Müdrik aşıka ve müdrek ma'şuka ve idrak aşka dediler.

Ey yâr, bu müdrik idrakini müdreke gayet yakın ettiğinde ay-nolur. Yani aşık, aşkla ma'şuka mülâzemet eylese ve ma'şuktan gay­rının hayalini hatırından kaldırsa, o vakit yakınlığın fazlalığından dolayı ittisal hasıl olur. O demde aşık ve ma'şuk ve aşk bu üçü bir olur.

Meğer bir mecnunda Leyla aşkı nihayetine ermişti. Yani o kadar ma'şukun zikrine zâkîr olmuştu ki, zâkir ayn-ı mezkûr oldu. Sevdiğini o kadar çok anmıştı ki, andığı sevgili olmuştu.

 

Yani andığı ismin müsemmasının hayali gönülde görülür, suretiy­le mutasavver olur. Madem ki, o ismi zikreder, o suret musavver olur. Mecnun'un aşkı galebe ettiği zaman, ma'şuktan mâsivâyı def etti. Gönül ma'şuk suretini tuttu ve iki cihanı ma'şukaya sattı. Ve ikiliği yıktı, birlik gözünden baktı. Yani Mecnun Leyla'yı o kadar çok andı ki, onun şekli gönlünde peyda oldu, ondan başka bir şey tanımaz ve bilmez oldu, o gönlündeki Leyla ile bir oldu.

Mecnun bu halete erişti, Bağdat Halifesi buna bir tedbir edip dedi ki,

-  "Leyla'yı ve Mecnun'u getirin!" Derhal hazır ettiler. Halife dedi:

-  "Ya Kays, hâlin nedir?" Mecnun dedi:

- "Hay bu ne sualdir ? Sen benim gibi ol ki, benim hâlimi bilesin!" Halife dedi:

-  "İşte Leyla'yı sana vereyim ve sen kendine gel!" Mecnun dedi:

-  "Leyla hod benim, beni bana nice verirsin?" Halife Leyla'ya;

-  "Söyle!" diye emretti. Leyla dedi ki:

-  "Ey Mecnun, Leyla benim!" Mecnun dedi:

-  "Eğer sen Leyla isen ben kimim? Hâşâ ki, Leyla iki ola" deyip Leyla'ya bakmayıp "Leylâ Leylâ.." diye diye gitti.

Ey birader aşık, aşk-ı mecazi bu hadde olursa, kıyas et ki, aşk-ı hakiki ne gayete erişir?

 

Nitekim "Lemeat"ta şöyle denmiştir:

 

"Ve gâyetül ayn verresm vela eser

Ve berezullahil vahidıl kahhar"

 

Aşıkın gayet-i ittihadından resmi kalmaz.

 

Ey yâr, aşık cüz'i ihtiyarını kaldırsa, ihtiyarı küll olur. O vahdetin şarabından sekran olur. Ve bahtiyar dilinden "Enel Hak" cevabı gelir. O âdemi gerek assınlar, gerek döğsünler hiç aynına gelmez. Beyt (Mesnevi'den):

 

Zamansız söylenen "ene" la'nettir

Vaktinde söylenen "ene" rahmettir

 

Mansur'un söylediği "ene" rahmet oldu

Firavun'un dediği "ene" la'net oldu

 

Aşık cezbe-i ilâhîyeye yetiştiği zaman kendözünden fena-yı mahz olur ve gönlü dili ma'şuk olur. Yani ilâhî cezbe yetiştiğinde kendini yitirir ve gönlü daima Hakk'ı söyler.

Nitekim buyurur (Hadis-i kudsî):

"Ve bî yantık ve bîyesmi' ve bîyebsır." "Benimle söyler, benimle işitir, benimle görür."

Aşıkın mevhumu mahvolunca, şahid-i ayn meşhud olur. Aşıkın vehmi giderse gören, görülenin kendisi olur.

Ey yâr, ma'şuk-u hakiki Hak Tealâ'dır. Hak Tealâ'nın ilm-i kadiminde kendi cemalini kendisinin müşahede eylemesine ezelî iradesi var idi. O ezelî irade, âlemi ve âdemi âyine edindi, tecelli etti. Varlığı tecellisinden var oldular ve hayat tecellisinden hay oldular ve kudret tecellisinden kadir oldular ve saltanat tecellisinden padişah ol­dular ve ilim tecellisinden âlim oldular, cemal tecellisinden cemîl ol­dular.

Alem ve âdem, cemal ve celâl mazharıdır. Ve her şey istidadı gereğince Hak varlığından var oldular ve yine Hakk'a rücu' ederler. Zira mebdei Hak idi ve meadı dahi Hak'tır. Yani her şey Hak'tan gel­di, yine Hakk'a dönüp giderler, başlangıç ve son Hak'tır. Nitekim Hak Tealâ buyurdu:

"Inna lillah ve ileyhi râciun." "Allah için olduk ve yine dönüşümüz O'nadır."

Pes nakkaşın fitnesi yine kendi nakşınadır. Beyt (Farsça):

 

Ressamın fitnesi kendi resminedir

Arada bir şey yoksa, sen rahat ol

(Ressam kendi resmini istediği gibi yapar, sen araya girme.)

 

Varlık levhasında nakşedilmiş olanlar nakkaşın suretleridir. Beyt (Farsça):

 

Varlık sahnesinde görünen her bir resim

Resmedenin kendi suretinden başka bir şey değil

 

Çün aşık bu halete erişti, "Fesemme vechullah" sırrına vasıl oldu. (Bakara: 115)

 

Her hangi yana bakdımsa yüz göründü

Sol yüz didim sana ki, düpdüz göründü

 

Bakdığın gördüğün cemal kamu

Sen sanursun anı hayal kamu

 

Bakara suresi 115.ayet: "Ve lillahil meşrıkı vel mağrıb." "Doğu batı Allah'ındır, ne yana dönerseniz Allah'ın yüzüdür"

Ey birader, gerçi Hak Tealâ'nın kendi cemal ve kemâli kendine malûmdur. Amma diledi ki, kesret âyinesinde tecelli ede tâ cemal kemaliyle aşkbazlık ede ve o yüzden dileği var âyineden kendi hüsnün göre. Kesret aynasında kendi cemalini görüp kendisiyle aşk oyunu oy­namak diledi. O vechden Allah'a aşık derler, kendi cemaline ma'şuk derler ve Hakk'ın iradetine aşk derler. Pes aşık ve ma'şuk ve aşk asıl­da üçü birdir.

Ey yâr, eğer sen bu hakikat sırrından bir şey anlarsan buna şaşmak gerek. Zira şeyhe erişmeyen kimse, taşradan dinlemekle berhurdar ol­maz, Hak aşığı olmayan bu ince manaları anlayamaz. O yüzden aşık-ı ilâhî olmayan aşk sırrından haberdar değildir.

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

26/6/2008 - Nokta Tül Beyân - Muhammed Nur'ul Arabî Hz.


CEMAL VE CELÂLİN HARFİ VE NOKTASI


Ey birader aşık, sakın harf ve nokta görünür zannetme! o mer'i değildir. Yani bunu göz görür, onu görmez. Bunun niceliği var, onun yok. Ve bunu sen icad edersin ve kabil-i fenadır, oddan ve sudan helâk olur. Yani onu sen yaparsın, ve yok olucudur, ateşten sudan zarar görür. O kabil-i fena değildir, tecezzi ve taksim olmaz. Yani o çeşitli tesirlerle yok olur ama bu bölünmez ve yok olmaz. Hak Tealâ'nın sıfat-ı kadimidir. Ve zat-ı pakinden münfek ve munkatı' değildir. Yani Ondan ayrılmaz. Ve dahi muhakkikler derler ki, Hak Tealâ'nın zat-ı paki bir kuvvet-i ezelîdir ki, mecmu' eşyaya muhitdir, zatla, sıfatla. Nitekim Kur'an-ı Azim'de buyurdu:

"Vallabü bi külli şey'in muhit." Fussilet suresi 54.ayet: "Allah her şeyi kuşatmiştır,"

"Ve innallahe kad ehata." Talak suresi 12.ayet: "Allah'ın ilmi her şeyi kaplamıştır."

Ve dahi derler ki, Hak Tealâ her ne söz söyler ve iş işlerse ilimle eyler. Ve ilmîn aslı harftir. Önceki sonraki ilimlerin tümü harf için­dedir. Ve mecmu'-u ilm-i evvelin ve âhirin, harfin içinde muzmerdir. Ve Kur'an'ın aslı harftir. Zira Tanrı Tealâ mütekellimdir, KÜN lafzı ile âlemi icad etti derler. Ol dedi oldu derler. Amma zahir uleması derler ki, Allah Tealâ mütekellimdir, amma bu harf-i mahsusla değil, beli öy­le değil.

Beli öyledir ki, mahsusla mütekellim değildir. Biz bu muhtasarda gayr-i mahsus şerh ideriz. Yani biz bu kısa ve öz risalemizde görün­meyeni anlatmak isteriz. Amma bazısı hiç harf yoktur, der. O ahmak­tır, ona cevabımız sükûttur. Ve mümkün değildir ki, harfsiz tekellüm ola. Ve ehl-i zahir harf diye mektup olmuşa veya savtla mahreçten çık­tığına derler. Yani zahir âlimleri yazılmış veya sesle çıkana harf derler. O ki, kendi kalbinin hayatıdır. Acayip ve garaip nesneler çıkarır, fiili­ni, sözünü çıkarıp gösterir amma ona harf demezler. Zira bu ilmi işit­mediler, belki düşman dahi olurlar. Nitekim Hazreti Ali (r.a.) kerremallahü vecheh buyurdu: "El mer'ü adüvvün lima ceheleleh" "in­san bilmediği şeye düşmandır."

Ey yâr, şöyle düşün; hiç harf kalmadı, yerinde ne kaldı? Harf kal­mazsa, hakim ne ile hükmeder? Harf olmayınca ne emr kalır ne nehy.Ve ne ilim kalır, ne âlim. Ve ne bâtıl bilinir ve ne Hak. Zira ilim emr-i hay'dir ve emr-i kelâmdır. Ve kelâm harftir.

Ey birader aşık, Hak Tealâ buyurdu ki, "Kuntu kenzen mahfiyyen." "Ben bir gizli hazine idim, sevilmek ve bilinmek için âlemi ve âdemi icad ettim." diye buyurdu.

Harf olmasa ne ile bilesin ve ne ile sevesin?

Ve dahi buyurdu ki: "Ve alleme âdemel esmae külliha." "Âdem'e bütün isimleri öğretti." Bakara suresi 31.ayet.

Eğer harf olmasa, nenin küllünü ve cüz'ünü bileceksin?

Ey yâr, insan hakikatinin harf olduğunu bildin ve dahi noktanın harf üzere tekaddümünü bildin. Ey birader, bildin ki, ruh-u insan harf ve noktadır.

Bir adı ruhtur ve ruh müdriktir. Ve bu ruh-u müdrik bir nesneyi idrak ettiğinde; o idrak ettiği nesneden başka gönlüne suret bağlan­maz. Meğer ki, bir idrak dahi gele, o idraki boza! Bir nesneyi idrak ettiğinde, o vakit sen "o"sun, ve o dem o idrak ettiğin şey senin ay-nındır. Zira her nesneyi ki, anarsın, o dem hatırında olur. Bir şey daha gelse, o gider ve bu kez sonraki gelen olursun. Müdrik ve müdrek ve idrak bu üçü birdir.

Ey yâr, sen bu sözleri fehm edemezsin, bir yüzden daha açıklayıvereyim. Bu izahla belki anlarsın zira gayet gerekli yerdir.

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

6/6/2008 - Nokta - Muhammed Nur Arabî

NOKTATÜ'L-BEYAN

 

Fussilet suresinin 53. ayeti: "Senirüyhim âyâtinâ." "Onlara mutlaka Hak aşikâr oluncaya kadar âlemde ve kendi nefislerinde ayet­lerimizi göstereceğiz."

Bil, uyan ve anla ki, âfâkta ve senin nefsinde Hakk'ın nişanları vardır.

Alemin nişanlarını kendi nefsinde bulan, Allah'ı bilir. Nitekim Hazreti Ali radiyallahü anh; "Nefsini arif olan, muhakkak Rabbini bilir." demiştir.

Ey talip, insanın cehaleti, kendine büyük hicap ve mihnettir. İn­san O'nu fazla yakınlığından ötürü görmez, onun için ıraklarda arar.

Nitekim Hak Tealâ Kelâm-ı Kadim'inde buyurur: Kaf suresi; 16. ayet: "Ve nahnü akrabü." "Biz ona şah damarından daha yakınız."

Ey talip, insanın öyle yüksek bir yakınlık mertebesi vardır ki, me­leklerin sevgilisi, yaratılmışların en üstünüdür, Allah vechînin mazharıdır ve Allah kudretinin sırrıdır.

 

Adını andığım bu Adem'in medhini

Kıyamete dek yapsam bitiremem

 

Kendini gaflet perdesinden çıkarmayan ve helâk vartasından kur­tarmayan insana yazıklar olsun!

Ey talip, mürşidsiz kemale erişmen mümkün değildir. Nitekim bu­yurur: "Levlel mürebbi lemma areftü rabbi." "Öğretmenim olmasay­dı, Rabbımı bilemezdim." (Hadis)

 

Delinmez sa'yile dürr-i meani

ÖNûnce pîr-i hâkkâk olmayınca

(Önûnde mürşid matkabı olmadıkça mana incilerini ne ka­dar çalışsan delemezsin.)

 

Mürşidden ilim elde etmek gerek. Eğer sorarsan ki; nice âlimleri gördüm; hiç nefs ilmini okumazlar, belki kâfir olursun diye okuyan­ları da engellerler.

Cevap budur: Bil ki, ilmullah budur. Bu ilmullahın hem zahiri hem bâtını vardır, birden yediye, yediden yetmişe değin. Alimler her zaman zahir ilmi olan şeriatı her yerde güzelce anlatmışlar, çok güzel adlar vermişlerdir. Şeriat ne kadar övülse azdır çünkü âlemin nizamı onunla kurulur. Eğer nizam-ı âlem olmasaydı, Hakk'ın zuhuru bilin­mezdi.

Her şahıstan, her eşyadan zahir olup ortaya çıkan ne varsa, o onun ezeli nasibidir. Nitekim Hak Tealâ Kelâm-ı Kerim'inde buyurur: Rum suresi; 32. ayet: "Külli hizbin..." "Her topluluk kendi araların­da mutludur."

Her şey yerli yerincedir, Kâf ve Nûn üstüne en güzel şekilde her şey kendi âleminden ve kendinden memnundur. Yani "Kün" "Ol!" hitabıyla yaratılan şeyler kendi çevrelerinden ve kendi fillerinden ferah içindedirler.

Amma insanlık bunun ötesindedir ki, kemâl kazanmaktır. İnsan kendini olgunlaştırmakla mükelleftir. İnsanın kemali zahir ve bâtın ilimleri bilmekle olur. Zahirde kalıp, bâtını bilmemek nakışlıktır, ke­mâle erişmemektir.

Ey birader, âlimler, insanın hakikatinden bazen açıkça ve bazen rumuzla bilgi verirler. Amma ehli olmayana söylememek şarttır. Ehli olmayana söyleyen berhurdar olmaz. Sırrı ehline diyen berhudar olur. Nitekim buyurulur: "El mer'i adüvvün lima cebele leh" "Halk bilme­diği ilme düşmandır."

Her kimseye onun aklı yettiği kadar söylemek gerektir. Nitekim buyurur: "Kellimünnâse âlâ kaderi ukûlihim" "İnsanlara, onların ak­lı yettiği ölçüde konuşun." (Hadis)

 

Muhammed Nurü'I-Arabî Hz. - Nokta tül Beyan adlı eserinden

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

30/5/2008 - ZAHİR VE BATIN KUVVETLER - Nokta Tül Beyan

ZAHİR VE BATIN KUVVETLER

Ey birader, bil ki, hiss-i zahir beştir. Yani beş duyu organı vardır.

 

Evvelki lemstir ki (dokunma), bedenin her yerinde vardır. Sıcağı ve soğuğu, katıyı ve yumşağı bilir. Eğer bu kuvvet olmasa ne rutubet ve ne yubuset (ıslak kuruluk) ve ne hararet ve burudet (sıcak soğuk) bilinirdi.

İkinci zevktir (tad), onun yeri dil ile damak arasındadır. Onunla tatlı ve ekşi ve acı ve tuzlu bilinir.

Üçüncü şemdir (koklama), onun yeri burundur. Yukarıda ve dimağda iki küçük emcik başı gibidir. O bir kuvvettir ki, iyi kokuları sever ve yaramaz kokulardan istikrah ider, tiksinir.

Dördüncü semi'dir (işitme), o bir kuvvettir ki, kulak deliğinin yanında makamı vardır. Kelâmın iyisini, kötüsünü bilir.

Beşinci basardır (görme). Bunun karargâhı dimağın sonunda ve göz çukurunun önündedir. Mahsusatta ne suret görürse seçer.

Bu beş hiss-i zahiri bildin ve beş hiss-i bâtını da bilesin:

Evvelki hîss-i müşterektir. Bu dahi bir kuvvettir, hiss-i zahir ne an­larsa derhal hayale eriştirir.

İkinci hiss-i hayaldir. Hiss-i müşterekin haznedarıdır.

Üçüncü hiss-i vehimdir. O bir kuvvettir ki, insan dışındaki hay­vanlarda akıl yerinedir; o kuvvet yüzünden gerektiği yerde ürker Âdem'in bâtın gemisidir.

Dördüncü hiss-i mütehayyiledir. Bu dahi bir kuvvettir ki, hükmün teferruatı elindedir. Acayip düşünceler doğurur. Ne vakit akıl onun üzerine galip olsa, ona mütefekkire derler, vehim galip olsa, ona mütehayyile derler. Bâtınî kuvvetlerde bundan yukarısı yoktur.

Beşinci hiss-i zahirdir. Buna hazane-i ahkâm-ı vehmiye derler, vehim hükümlerinin ambarı demektir.

Ey birader, bu on hiss-i zahiri ve bâtını bildin, yedi daha kaldı, bunları dahi bilmen gerek. O vakit insanı bilmek marifeti açılır, âciz kalmazsın.

Bu yedinin evveline kuvve-i cazibe derler. İştiha getirir, arzu ettiği şeyi kendine çeker

İkinci mâsikedir. Taamı tutar, tâ hazımaya yani sindirim yerine iletir.

Üçüncü kuvvet hazimedir, taamı eritir ve sinerir, yemeği sindirir.

Dördüncü dâfiadır. Kesiften lâtifini, faydalısını faydasızından ayırır.

Beşinci kuvvet gaziyedir. Bu taamın lâtifini, faydalısını saklar, pir­inç cevher saklar gibi.

Altıncı kuvvet namiyedir. Gaziye onun hizmetkârıdır. O a'zanın her birine ne gerek olduğunu bilir.

Yedinci kuvvet müvellededir; gaziye ve namiye onun hizmet­kârıdır.

Ey birader, insan marifetinin tafsili bîhaddir. Bu muhtasar ihtiyar olundu. Bu bahis uzundur, kısaca yazdık.

 

Muhammed Nurü'I-Arabî-Nokta tül Beyan

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

ÂŞIK-I SADIK BENİM

KADEM KADEM GECE TEŞRÎFİ NÂİLÎ O MEHİN, CİHÂN CİHÂN ELEM-İ İNTİZÂRA DEĞMEZ Mİ ?



ATATÜRKÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ




TÜRK GENÇLİĞİNE HİTAP



Ey Türk Gençliği !

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Gazi Mustafa Kemâl

ATATÜRK

20 Ekim 1927


Ruhun Şâd Olsun ATAM..


Ne kadar ileri görüşlüymüşsün...!




birdirbir



DOSTUN HEYBESİ

incitme..
Arefe günündeki rahmet...
Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs.
Âşık Nîyazi Divanından...
Bir mum...
İYİ BAYRAMLAR EFENDİM
ben insanlığımdan mı vazgeçeyim!
O ise benim sevdiklerimden...
DUA BERAT GECESİ
MİRAÇ KITABI 1 .BÖLÜM
MİRAÇ KITABI 4 .BÖLÜM
Aşık Sefai'den deli gönül
Regaib Kandili
KIRK KURAL.... Ehline duyurulur !
ŞARTLI SEVGİ...
LEYLA DA KİM ?..
ÇARE SENSİN...
Mevlana Hazretleri
ÖYLE BİR SEVGİ EDİNMELİ Kİ
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!
İSTEMEMEYİ ! İSTEMEK !
Atatürk Neden Büyük...
M. Kemal Atatürk'ün Balıkesir Paşa Camiindeki hutbesi...
Allah dost olmak...
KURTULUŞ... GÜZEL AHLÂKTADIR!.

LİNKLER

ANA SAYFA
HANE-İ CÜZ
SAYFALAR
DOSTLAR
e-posta
MORAL FM
İSMAİL HAKKI BURSEVİ Hz.
DOST KATINDAN İNEN
O. KEMÂLÎ OZÂN Hz.
MELAMİLER
KAFKAS VAKFI
SEMAZEN
CEMALİNUR SARGUT
HÂLUK NÛRBAKÎ Hz.
ŞEMSETTİN YEŞİL Hz.
GECEYOLCULUĞU
ORTADOĞU HABER
HUBBLE TELESKOPU
NOVA The Elegant Universe

DOSTA GİDER

DOSTLAR

meczup
esin
agnia
tutuklanandestanlar
osman alperen
ibnarabi
aisece
sufikalbi
fremde1977
ulkuodabas
abuhayat
1984nilufer
dingorevlileri
gulirana
atesveruzgar
gulumseyisim
ruzname
haticane
insansevgidir
sessizyusuf
seraparda
hulos
gonulcedost
adigebatur
Süleyman Ragıp Yazıcılar
otuzuncuharf
medreseizehra
dilaran
gulsultan
hayalet789
anlamsizfirtina
offff
hatice38
hazanseli
annemin
ruhlargemisi
candedim
gercekyasamdan
fuadyusufoglu
islamneguzel
dusbahcesi
unzilecekim
ustaplan
sahibiniarayanmektuplar
sevtap85
sibelefe
unsal1
mondlicht
subebegi
birlahza
esko
sizinbloglariniz
mavizara
bluepoison
garipyolcu
yagmurlar2
acihuzun
meveddet
bigarip
mehmet toprak
islamvakti
yasaminanlami
muslumankisiligi
sonsuzlukkervani
lezzetblogu
sieda
benyako
djazemimm87
resulevuslat
mnelam
kafkasgelini
kuldan
islamimedya
Hasan Beyan
nurnurani
kitabooku


SEVGİLİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN VEDÂ HUTBESİ


VEDA HUTBESİ





Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..
Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ...

Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ...

Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır (borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.

Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!.

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır. Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar!

Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.

Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar ! ...

Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin. Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz. Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın. Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.

Ey müminler!..

Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...

Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.

Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.

Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin. Ahâlinin haklarını gasp etmeyin. Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
Ey Müminler!
Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!. Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey İnsanlar!
Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür.. Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.

Ey İnsanlar!

Allah'a kulluk edin.

Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun. Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!

Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar!

Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?

Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..



(Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.


Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.

Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;




"Şâhid ol Ya Rabbi!"



"Şâhid ol Ya Rabbi!"




"Şâhid ol Ya Rabbi!"

Buyurur.






Yüce Allah Şefaatlerinden Mahrum Etmesin .. İnşallah...



Cânı kim cânânı için sevse, cânânın sever

.

Bismillah
Bi ismi Allah !

HER VAKTİNİZ HAYR OLSUN




Esselâmû Aleyke yâ Rasûlallah..


Esselâmû Aleyke yâ HabîbAllah..
BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

Daima düşünceli idi. Susması konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsi için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu; Kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, faydasız boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı, kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

Yanında en son konuşanı, ilk önce konuşan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse O da güler, bir şeye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.


Her zaman ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. (ihata ederdi) Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.

Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti ;


"Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!"

Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir hâletle dururdu, yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu. Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzına almadı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırt edilmezdi. Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.


Sabahları evinden çıkarken şöyle söylerdi: "İlahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksIzlIk etmekten ve haksızlığa maruz kalmaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."

Sıradan değildi; Sıradan insanlar gibi yaşadı.


İŞTE O, FAHRİ KÂİNAT,

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ,

HZ. MUHAMMED MUSTAFA

SALLALLAHÛ ALEYHİ VE SELLEM İDİ.

Esselamu aleyke ya Resulullah, esselamu aleyke ya Nebiyyallah, esselamu aleyke ya Habiyballah, esselamu aleyke ya hayra halkullah, esselamu aleyke ya Savfetullah, esselamu aleyke ya Seyyidi’l-murselin ve hâtimi’n-nebiyyin, Esselamu aleyke ya gâidi’l-ğarru’l-mahceleyn, esselamu aleyke ve alâ ehl-i beytike et-tayyibiyn et-tâhiriyn, esselamu aleyke ve alâ ezvâcüke’t-tâhirat ümmehâtu’l-mü’miniyn, esselamu aleyke ve alâ ashâbike ecmâiyn, esselamu aleyke ve alâ sâir ıbâdullahi’s-sâlihıyn, cezâkellahu ya Resulullah efdal mâ cezâ nebiyyen ve rasulen an ümmetihi, ve sallallahu aleyke küllemâ zekareke ez-zâkirun, ve ğafele an zikrike el-ğâfilun.
....ESSELÂMUNALEYKÛM YA RESULALLAH.....
[Selam Sana ey Allah’ın Resulü, Selam Sana ey Allah’ın Nebisi, Selam Sana ey Allah’ın sevgilisi, Selam Sana ey Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı, Selam Sana ey Allah’ın dostu, Selam Sana ey peygamberlerin efendisi ve peygamberlerin sonuncusu, Selam Sana ey iki cihan nuru olan lider. Selam Sana, selam temiz ve pak aile efradına. Selam Sana, selam müminlerin anneleri temiz ve pak eşlerine. Selam Sana, selam bütün ashabına. Selam Sana, selam Allah’ın diğer salih kullarına. Ümmetine Peygamber ve Resul olarak Allah, Seni en üstün mükafatla mükafatlandırsın. Seni zikredenlerin her zikrinde ve Seni zikretmekten gafil olanların da gafletinde Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın kulu, elçisi, emini, yaratıklarının en hayırlısısın. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın risaletini tebliğ ettin, emaneti yerine tevdi ettin, ümmetine öğüt verdin ve Allah yolunda büyük bir gayretle cihat ettin.]

ALLAH ŞEFAATLERİNDEN BİZİ MAHRUM ETMESİN... İNŞALLAH.... Amin...


BEN BÖYLE DOST İÇİN KURBAN OLURUM..









İLAHİLER ve İSLÂMİ MÜZİK

İlâhi Seçiniz, Dinle' yi Tıklayınız ve az.. biraz.. Bekleyiniz.

<<< >>>



El Hamdüllilâhi Râbbül âlemin !





Elhamdüllillah-il Râbbül Alemin




Namaz Mü'min'in Mirâcıdır !






Click for Istanbul, Turkey Forecast

TEMP & TIME @ İSTANBUL

DOST BLOGLAR -LÜTFEN ZİYARET EDİNİZ