UMMANDABiRLEYENLER - Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR... - Blogcu
Allah u Ekber

Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR...

Allah u Ekber
İsmailem, Hâk yoluna, canımı kurbân eylerem, Çünkü bu cân kurban gerek, Ben koç kurbânı neylerem.....

1/2/2009 - VAZGEÇİLMEZ OL

SU OL !. . . HAYAT VER. . . . VAZGEÇİLMEZ OL !. . .

 

 Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler
 dolusu ak; Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın!
 Yani seni dinlemeyenlere, sesini duyuramazsın.
 Unutma , daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin.
 Gürültünün parçası olursun sadece. . .
 
 Suyun yanında olanlar , suyu en az içenlerdir.
 Çünkü; "su nasılsa burada , lüzum yok ki içmeye" diye düşünürler. .
 Aynen, sesini sürekli duyanların , seni dinlemedikleri gibi !. .
 
 Su gibi yaşatıcı ol;
 Sel gibi yıkıcı , sürükleyici ve öldürücü değil!
 Sen bir su ol. . . Ama rahmet ol; Afet değil !
 Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin;
 Küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan,
 hayat verirsin çevrene. . .
 Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe !
 Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun,
 seller ve afetler gibi. . .
 
 Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak !
 Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için,
 Sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu
 zannettireceksin çevrendeki insanlara !
 
 Yapman gereken şey ;
 Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini ,
 Düşüneceksin kimin dinleyip kimin dinlemediğini,
 Düşüneceksin kimin anlayıp anlamadığını,
 Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini,
 Hatta anlayanların anladıklarında senin anlattıklarının ne kadarı
 olduğunu düşüneceksin . .
 Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek,
 En az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın !
 
 Ve son olarak;
 Su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
 Girebilmeyi öğren insanların damarlarına!. .
 HAYAT VER. . . .


 Ağzını açıp şelâleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü
 hiç? Kaplanlar bile, içebilmek için suyun durulmasını bekler.
 Beyni olan her yaratık gibi !
 Şimdi sen, SU olduğunu düşün.
 Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar tükenmez.
 Su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün
 VAZGEÇİLMEZ OL !.

 

Münir Derman

. .
Dost Sözü : (2) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

22/1/2009 - Dr. Münir Derman - Kabir Taşım


Kabir Taşım*

 

Bir gövde borcum var toprağa

Verdim borcumu.

Ruhumun toprağa borcu yok benim.

Arama toprakda beni, ben baska yerdeyim.

Toprağım temizdi, temiz teslim ettim borcumu.

Bu kabir ruhumla gövdemin ayrılış yeri.

Burada arama, burda değilim.

Azapda değil, narda değilim.

 

Sıkıntım kalmadı artık, aç ve yoksul değilim.

Dünyada haksızlık, sefalet, açlık, sıkıntı,

dertlerle arkadaş yaşadım.

Sikayet etmedim Rabb’imden, bu nedir diye

Kırklar, yediler, dörtler, üçlerle arkadaş idim.

Hızır’la buluştum, konuştum, dertleştim,

dünya yüzünde...

Şikayet etmedim kendi halimden.

 

Nefsinle uğraşma bu savaş değildir.

Kabirde azabın esası budur.

Bırak nefsini kendi haline.

Uğraşma onunla yakışmaz sana.

Gövde, nefis, ruh başka başkadır.

Yekdiğerine karıştırıp çengelleme onları.

Nefis dünyada kalır, gövde toprakda

Ruh gider aslı olan Rab’bine

 

Nefsinle uğraşma bu savaş değildir.

Kabirde azabın esası budur.

Bırak nefsini kendi haline.

Uğraşma onunla yakışmaz sana.

Gövde, nefis, ruh başka başkadır.

Yekdiğerine karıştırıp çengelleme onları.

Nefis dünyada kalır, gövde toprakda

Ruh gider aslı olan Rab’bine

 

Burada arama burda değilim.

Azapda değil, narda değilim.

Sıkıntım kalmadı, aç ve yoksul değilim.

Gövdemi verdim toprağa borçlu değilim.

Nefsimin de derdi dünyada kaldı.

Üzme kendini, ben de senin gibiyim.

Rabb’imin yanında uçar gibiyim.

 

Dr. Münir Derman

 

(*) Bu metin Dr. Münir Derman tarafından kabir kitabesine yazılmak üzere vasiyet edilmiş olup mezarı başındaki kitabede yer almaktadır.)

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

10/1/2009 - HER HAKKARİYE GELENİ ÖLÜR MÜ SANDINIZ...

HER HAKKARİYE GELENİ ÖLÜR MÜ SANDINIZ...

AĞLAMAYIN SEVDİKLERİM DÖNERİM BİR GÜN

 

ÖLMEK UNUTULMAK DEĞİLDİR

UNUTULMAK ÖLMEKTİR..

 

EŞKİYA KURŞUNU İLE ÖLÜRSEM BİR GÜN,

ÜZERİME İSMİMİ DEĞİL "VATAN SEVGİSİ" YAZDIRIN

 

TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR

RUHUNUZ ŞÂD OLSUN....

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE....

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

6/1/2009 - Hz. Hüseyinin Şehit Edilmesi, KerbeLA OlaYI

Yezit, babası tarafından Müslümanların başına halife tayin edildiği günden itibaren İslam dini kökünden ciddi bir şekilde tehlikeye maruz kaldı. Muaviye, Hicretin 95. yılında oğlu Yezit’i kendisinden sonra halife olarak tayin etmeye karar vermişti. Bu işi kesin şekilde yerine getirmek için daha hayatta olduğu sırada Yezit için biat topladı ve kendisi de ona biat etti.

İbn-i Sa’d, Tabakat isimli eserinde şöyle yazıyor:

“Hüseyin bin Ali, Yezid’e biat etmeyenlerden biriydi. Muaviye hicretin 60. yılında öldüğünde oğlu Yezit hilafet makamına oturdu, halk da ona biat etti. Sonra Yezit Medine’nin hakimine şöyle bir mektup yazdı: “Halkı çağırarak onlardan biat al. İlk önce Kureyiş’in büyüklerinden başla; onların ilki de Hüseyin bin Ali olsun.” [1]

Medine’nin hakimi, İmam Hüseyin’den biat almak isteyince, İmam Hüseyin (a.s) cevabında şöyle buyurdular:

“Biz, nübüvvet ailesi ve risalet madeniyiz. Yezit ise fasık, şarap içen ve adam öldüren birisidir. Benim gibi birisi öyle bir insana biat etmez...”[2] İmam (a.s) başka bir sözünde de şöyle buyuruyor: “Artık İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur ...”[3]

Tanınmış İslam tarihçilerinden Mes’udî şöyle yazıyor:

“Yezit, ayyaş birisi idi; köpek, maymun ve avcı kuşlar besliyordu; içki içiyordu ... Onun zamanında, Mekke ve Medine’de şarkı ve haram müzikler yaygınlaşmış, halk açıktan açığa içki içmeye başlamıştı.

Firavun, halkın işi hususunda ondan daha adil, yakın ve uzak insanlar hakkında ise ondan daha insaflı idi.” [4]

İmam Hüseyin (a.s), Medine’nin durumunu karışık görünce, o şehirde kalmayı doğru görmeyip hicretin 60. yılı Recep ayının sonuna iki gün kala pazar günü ailesi ve dostlarıyla birlikte Mekke’ye doğru hareket etti.[5]

İmam Hüseyin (a.s), hareketinin hedefini, kardeşi Muhammet bin Haneffiye’ye yazdığı bir vasiyette şöyle açıklamıştır: “Ben azgınlıktan, makam sevdasıyla, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak ve ceddim Resulullah (s.a.s) ve babam Ali bin Ebi Talib’in yolunda hareket etmek için o şehirden ayrıldım...”[6]

İmam Hüseyin (a.s), Şaban ayının üçüncü gününün Cuma akşamı (yani beş gün sonra) Mekke’ye vardı.[7]

Kufe halkı, Muaviye’nin ölümünü ve İmam Hüseyin (a.s)’ın Yezid’e biat etmekten kaçındığını öğrenince pek çok mektuplar yazıp imzalayarak İmam Hüseyin’i Kufe’ye davet ettiler.[8]

Onlar mektuplarında İmam Hüseyin’e (a.s) şöyle yazdılar: “Biz senin yolunu bekliyoruz, kimseye biat etmemişiz. Senin yolunda can vermeye hazırız. Senin için onların Cuma ve cemaat namazlarına katılmıyoruz.” [9]

İmam Hüseyin (a.s), Kufe halkının isteklerine olumlu cevap vererek, Ramazan ayının yarısında, Muslim bin Akil’i Kufe’ye gönderdi. İmam Müslim’e şöyle dedi: “Kufe halkına git, eğer yazdıkları doğruysa, sana kavuşmamız için bize haber gönder.”[10]

Muslim, Şevval ayının beşinci günü Kufe’ye vardı. Onun Kufe’ye geliş haberi şehirde yayılınca on iki bin kişi, (bir başka rivayete göre on sekiz bin kişi) onun aracılığıyla İmam Hüseyin’e (a.s) biat ettiler. O bu durumu İmam Hüseyin’e bildirerek İmam’ın Kufe’ye gelmesini istedi.[11]

Kufe’de yaşanan olayların haberi Yezid’e ulaşınca, ilk iş olarak Kufe’nin hakimi olan Numan bin Beşir’i azledip Ubeydullah bin Ziyad’ı onun yerine atadı.[12] Muslim bin Akil’in de yakalanıp öldürülmesini emretti.[13] Diğer taraftan da, İmam Hüseyin’i (a.s), Mekke’de gafil avlayıp öldürmek için kendi adamlarını seferber etti.

İmam Hüseyin (a.s) bu komplodan haberdar olunca, Allah’ın (c.c.) evi Kabe'de kan dökülmesini engellemek ve o yüce mekanın hürmetini korumak için, hac amellerini aceleyle bitirdi ve hicretin 60. yılı Zilhicce ayının sekizinci günü Mekke’den ayrılarak Irak’a doğru hareket etti.[14]

İbn-i Abbas, Kerbela vakıasından sonra bir mektubunda şöyle yazıyor:

“Şunu hiçbir zaman unutmayacağım ki, sen Hüseyin bin Ali’yi Peygamberin hareminden (Medine’den) Allah’ın haremine (Mekke’ye) sürdün, orada da onu gafil avlayıp öldürmek için, bazı adamlarını gizlice gönderdin. Sonra onu Allah’ın hareminden Kufe’ye sürdün. Hz. Hüseyin, Batha’nın (Mekke’nin) en aziz insanı olmasına rağmen üzgün bir şekilde Mekke’den ayrıldı. Eğer Mekke’de kalarak orada kan dökülmesini isteseydi, Mekke ve Medine halkının tümünden daha çok taraftarı olurdu. Ama o, Allah’ın evi ve Rasulullah’ın hareminin saygınlığnı ve kutsallığını korudu. Sen ise onların hürmetini ve saygınlığını korumadın. Çünkü sen, haremde onunla savaşmak için adamlarını Mekke’ye göndermiştin.”[15]

Ubeydullah, Muslim bin Akil’i ve ona sığınak veren Hani bin Urve’yi Kufe’de yakalayıp feci bir şekilde şehit etti.[16]

Ubeydullah, İmam Hüseyin’in (a.s) Kufe’ye geldiğini öğrenince, İmam’ın ordusunu gözetimi altında tutmak için, Hür bin Yezid-i Riyahi’nin komutasında bir orduyu “Kadisiyye” bölgesine gönderdi. Hür Bin Yezid, “Şeraf” denilen bir bölgede İmam Hüseyin’le (a.s) karşılaştı, aralarında bazı konuşmalar geçti. İmam (a.s), Kufe’lilerin iki heybe dolusu mektuplarını Hür bin Yezit’e gösterdi ve kendisini onların davet ettiklerini söyledi. Sonra yoluna devam etti...

Hicretin 61. yılı Muharrem ayının ikinci günü İmam Hüseyin’in (a.s) kervanı  “Neyneva” bölgesine varmıştı. Bu bölgede bulundukları sırada İbn-i Ziyad’ın elçisi, Hür bin Yezid’e bir mektup getirdi. Mektubun içeriği söyleydi: “Bu mektubum sana ulaşır ulaşmaz ve elçim senin yanına gelir gelmez, Hüseyin’i sıkıştırıp onu suyu ve sığınağı olmayan bir çöle sür.” [17]

Hür bin Yezid, İbn-i Ziyad’ın emri doğrultusunda İmam Hüseyin’in (a.s) kafilesini “Kerbela” denilen bölgede durdurdu. Ertesi gün Ubeydullah bin Ziyad’ın elçisi olan Ömer bin Sa’d da dört bin savaşçıyla Kerbela’ya geldi.[18]

Söylemeden geçmeyelim ki Hür bin Yezid, İmam Hüseyin’in şahadetinden önce yaptıklarına pişman olup tövbe etti ve İmam’ın (a.s) safında savaşırken şahadete erişti.[19]

Ömer bin Sa’d, Aşura gününe üç gün kala, İmam Hüseyin’in (a.s) kafilesinin suya ulaşamaması için beş yüz süvariyi Fırat nehrini korumaları için görevlendirdi.[20]

Muharrem ayının dokuzuncu günü (Tasuâ), İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı,  tamamen düşman tarafından ablukaya alındılar; öyle ki düşman, İmam’ın (a.s) yardımına hiç kimsenin gelmeyeceğine emin olmuştu.[21]

Tasuâ akşamı, düşman tarafından savaşın başlaması için saldırı emri verildi. İmam Hüseyin (a.s), düşmanın hareketini görünce kardeşi Abbas bin Ali’ ye şöyle buyurdu: 

“Kardeşim, -canım sana feda olsun- atına bin de onlara doğru git ve onlara; sizin amacınız nedir, ne yapmak istiyorsunuz? diye sor.”

İmam Hüseyin (a.s)’ın kardeşi Hz. Abbas, onlarla görüşüp konuştu. Sonuçta saldırıyı yarına ertelemeyi kabul ettiler.[22]

Nihayet “Aşura” günü yetişti... Ömer bin Sa’d, otuz bin savaşçıyla saldırıyı başlattı.[23] Otuz iki süvari ve kırk piyadeden oluşan[24] İmam Hüseyin’in (a.s) ordusu, onların saldırıları karşısında korkusuzca direnip, yiğitçe savaştılar. Hem şehit verdiler ve hem de onlardan bir kısmını öldürdüler. İmam’ın (a.s) askerlerinden biri şehit olunca yeri boş kalıyordu, halbu ki düşmanın ordusundan bir kişi öldüğünde yerini hemen bir başkası dolduruyordu.

İmam Hüseyin’in (a.s) ashabının hepsi şehit olunca, sıra İmam’ın (a.s) kendi ailesine geldi. Çünkü İmamın ashabı, biz yaşadıkça sizin ailenizin savaş meydanına gitmesini kabullenemeyiz, diye İmamın ailesinin meydana gitmesini engellemişlerdi. İmamın ailesinden savaş meydanına ilk ayak basan aziz oğlu Ali Ekber oldu.[25] Ondan sonra, İmam Ali’nin (a.s), İmam Hasan’ın (a.s), Cafer-i Tayyar’ın ve Akil’in evlatları savaş meydanına çıktılar. Birer birer yiğitçe savaştıktan sonra onlar da şahadet şerbetini içtiler. Hz. Abbas bin Ali’de (a.s) İmam Hüseyin’in evlatlarına su getirmek için gayret gösterdiği bir sırada, düşmanın kalleşçe saldırısı neticesinde, savaşarak canını İmam Hüseyin (a.s) ilahi kıyamı yolunda feda etti.

Aşura gününün en hassas zamanı, Peygamber’in ciğer paresi ve sevgili kızı Fatıma’nın aziz oğlunun yardımcısız kaldığı zaman idi. Düşman ordusu, İmam’ı yalnız gördüğü için her taraftan ona saldırıyordu ...

Aşura günü orada bulunan Haccac bin Abdullah şöyle diyor:

“Allah’a ant olsun ki, oğlu, kardeşi, kardeş oğulları, akrabaları ve yaranları öldüğü halde onun (İmam Hüseyin) gibi dirençli, sebatlı, şecaatli ve yiğit birisini görmedim. Allah’a ant olsun ki ondan önce ve ondan sonra onun gibi birisini görmedim. İmam Hüseyin (a.s) düşman ordusuna saldırdığında, onlar kurt korkusuyla dağılan keçiler gibi, İmam’ın sağ ve solundan kaçışıyorlardı... Allah’a ant olsun ki, Fatıma’nın kızı Zeynep, İmam’a taraf yaklaştı... Bu esnada Ömer bin Sa’d da İmam’ın yanına yaklaşmıştı, Zeynep, İbn-i Sa’d’a hitaben şöyle dedi: “Ebu Abdullah (İmam’ın künyesi) öldürülüyor ve sen durup bunu seyrediyor musun?!”

 Devamında şöyle diyor:

 Ömer bin Sa’d’ın göz yaşlarının yüzüne ve sakalına aktığını ve Zeynep’ten yüz çevirdiğini adeta görür gibiyim …’’

 Nihayet İmam Hüseyin’de (a.s) o zalimlerin eliyle feci bir şekilde şehit edildi ve bu inanların yüreklerinde ebede kadar sönmeyecek bir hüzün ateşi yaktı.

 H. Fahrettin Altan (Kaynak:http://www.kerbela.net/kerbela/kisaca_kerbela.htm)

 

[1] - Tabakat-ı İbn-i Sa’d, c.10, s.164.

[2] - Musir’ul- Ahzan, s.24.

[3] - A.K. s.25.

[4] - Müruc’uz- Zeheb, c.3, s.77.

[5] - İrşad, c.2, s.34.

[6] - Bihar’ul- Envar, c.44, s.329.

[7] - İrşad, c.2, s.35.

[8] - A.K. c.2, s.36.

[9] - Müruc’uz- Zeheb, c.3, s. 64.

[10] - A.K.

[11] - A.K.

[12] - A.K.

[13] - Tarih-i Taberi, c.4, s.258.

[14] - İrşad-ı Mufid, c2, s.66.

[15] - Tarih-i Yakubi, c1, s.221.

[16] - Tarih-i Taberi, c.4, s.300.

[17] - A.K. c.4,s.302-308.

[18] - A.K. s.310.

[19] - A.K. s.325.

[20] - A.K. s.311.

[21] - Kafi, c.4, s.147.

[22] - Tarih-i Taberi, c.4, s.314.

[23] - Emali-yi Saduk, s.111 ve 374.

[24] - Kamil-i İbn-i Esir, c.2, s.560.

[25] - Tarih-i Taberi, c.4, s.341.

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

31/12/2008 - Ankaralı Âşık Niyazi DEMİRÖRS - Cennetin anahtarı «La ilahe illa


Gelin size nazar edem, dost yoluna giren erler

Ebedî bir can bahşedem, ikrarını veren erler.

 

Bu sözü benden bilmeyin, kervandan geri kalmayın

Aşıklar ölür sanmayın; Dost cemalin gören erler.

 

Dünya ile yanmayınız, Cennet ile kanmayınız

Dost'tan ayrı olmayınız, Hak divana duran erler.

 

Senlik, benlikten çıkınız, vücut bendini yıkınız

Aşk ateşinde yakınız, Dost iline varan erler.

 

Bu yolu soranlar bilmez, aşk yaşanır dile gelmez

Teslim olan mahrum kalmaz, Dost yolunu soran erler.

 

Âşık Niyazi yar ile, Hak kelâmı gelmez dile

Devredilir elden ele, Dost gülünü deren erler.

 

Açtım Cennet kapısın âşıklar girsin diye

Dost visaline erip, sefalar sürsün diye.

 

«Beni görenler Hak'kı görür» dedin ya Resul,

Ettim bu rumzu ayan, âşıklar görsün diye.

 

«Ölmeden evvel ölmek» sırrına mânâ verdim,

Dileyen Cananına canını versin diye.

 

Cennetin anahtarı «La ilahe illallah»

Lûtfunu açıkladım âşıklar bilsin diye.

 

Aşık Niyazi bugün aşkı tebliğe geldi,

Hüsn'üne can verenler Canana ersin diye.

 

Ankaralı Aşık Niyazi DEMİRÖRS

Dost Sözü : (2) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

31/12/2008 - Ankaralı Aşık Niyazî Demirörs - Aranılan Sevgili



On sekiz bin âlemi kaplamışken vücudum

Bizi ten şarabıyla sarhoş mudur sanırsın ?

Şems’in ayrılığından niçin düştüm yollara

Aşk odunda pişeni sen böyle mi tanırsın ?

 

Biz Şems ile çıkmıştık yine Şems’i bulmağa

Diyar diyar dolaşıp sorduk nice canlara.

Gel, bizi bizden başka anlayan bulamadım

Bulsam cübbemi değil, can verirdim onlara.

ANKARALI Aşık Niyazi DEMİRÖRS

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

2/12/2008 - İmadeddin Nesimi - Aşktır seyrü süluk-i evliya





Gel ki müştak olmuşam didarına,

Vermişem can zülf-i anberbarına,

Mahrem ettin çün meni esrarına,

Ey peri, gel çek meni bir darına.

 

Ey yüzünden zahir esma-i huda,

Şöyle ki, Kur’an’da dedi kulleha,

Ademi bil, andadır esrarha,

Can ile başın yolun kıl feda.

 

Aşk ile geldi cem-i enbiya,

Aşktır seyrü süluk-i evliya,

Aşk ile yola girerler biriya,

Aşk ile vasıl olurlar tanrıya

 

Al elinden atını yaban at,

Hakperest ol, hakkı tanı, olma at.

Dünyanın devrinde yoktur çün sebat,

Atını kaçırma ruhdan, olma mat.

 

Gelmişem kalubeliden meyperest,

Aşikem, metsem, veli mest-i elest.

Ey gözün sevdalarından fitne mest,

Sünbülün her taresi me’nide şest.

 

Canımın cananesi sensen, Habib,

Hubların ferzanesi sensen, Habib,

Künde kenzin hanesi sensen, Habib,

Vahdetin dürdanesi sensen, Habib.

 

Ey cemalin kulhüvallahü ehad,

Suretin yazısı Allahüssamed

Bir ucu zülfün ezel, biri ebed,

Hüsnüne şeytan imiş men la seced.

 

Hak Teala varlığı ademdedir,

Ev onundur, ol bu evde demdedir,

Bilmedi şeytan bu sırrı, gamdadır,

Ol sebebden ta ebed matemdedir.

 

İmadeddin Nesimi

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

30/10/2008 - Aşık Niyazi Demirörs ne demiş..?

Dün gece Bezm-i meyde badeyi nûş eyledik

Canımızdan el yuduk, esrarı fâş eyledik.

 

Bademiz aşktır bizim, nâehil bilmez bunu,

Nefsimizle bu yolda daim savaş eyledik.

 

Kırdık âr şişesini, mey döküldü meydana,

Aradık, bulduk Dostu, Dosta haldaş eyledik.

 

Âteşi aşkta yanan pervaneye dem bedem,

Aşk kitabını okutup, sırra sırdaş eyledik.

 

Âşık Niyazi bugün, bezm-i meyde sâkidir,

Ettik anlara sobbet, şöyle bir hoş eyledik.

 

Ankaralı âşık Niyazi Demirörs Hz.(1927-1973) "Kabeyolu Âşk Yoludur" Adlı eserinden alınmıştır.

 

Dost Sözü : (yok) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

5/5/2008 - Firâset

FİRÂSET

    Firâset, Allâh Teâlâ'nın sevdiği kullarının kalblerine lutfettiği bir nûrdur. Yâni akıllılık, üstün zekâ, sezmek, bilmek ve anlamak gibi hâllerin mânevî bir idrâk kâbiliyeti olarak kalbde vukû bulmasıdır. Kalbe doğan samîmî hisler ve nâil olunan ilhâmlar sâyesinde, hâdiselerin içyüzünü, zihinlerden ve kalblerden geçenleri doğru tahmin ve teşhîs etmektir.
   Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

 

   "Müminin firâsetinden sakınınız; zîrâ o, Allâh'ın nûru ile bakar." (Tirmizî, Tefsîr, 15) buyurmuştur. Şüphesiz ki bu firâsete, nefsinin gurûrundan sıyrılıp Allâh'ın nûruyla bakanlar nâil olabilirler. İslâm târihinde bu hâlin pekçok misâli vardır:
   Hazret-i Enes -radıyallâhu anh-, kendi rivâyetine göre; birgün Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-'a giderken yolda bir kadın görür. Kadının güzelliği aklına takılır. Bu düşünce ile Hazret-i Osman'ın yanına girer. Onu gören Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-:
   "- Ey Enes! Gözlerinde zinâ izleri olduğu hâlde buraya giriyorsun." der.
   Bu söz karşısında şaşıran Enes -radıyallâhu anh-, hayret içinde:
   "- Allâh'ın Rasûlü'nden sonra da mı vahiy geliyor?" diye sorunca, Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-:
   "- Hayır, bu bir basîret ve doğru bir firâsettir."1(1.Kuşeyrî, Risâle, 238.) buyurur.
   Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ın pek çok husustaki re'yinin daha sonra gelen âyetlere muvâfık düştüğü de meşhurdur.
   Nitekim Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
   "Sizden önce yaşamış ümmetler içinde kendilerine ilhâm olunan kimseler vardı. Şâyet ümmetim içinde de onlardan biri varsa, hiç şüphesiz o Ömer'dir." (Buhârî, Ashâbü'n-Nebî, 6) buyurmuşlardır.
   

Ebû Abbas bin Mehdî şöyle anlatıyor:
   "Sahrâda yolculuk yaparken, yanında su kırbası bulunmayan, başı açık ve yalın ayak bir kişinin önüm sıra gittiğini gördüm. Kendi kendime, acaba bu adam namazını nasıl kılar, galiba adamda abdest ve namaz diye bir şey yok, diye düşündüm. Derken adam bana döndü ve: "Biliniz ki Allâh, içinizde olanları biliyor, bu sebeple ondan sakının." (el-Bakara, 235) mealindeki âyeti okudu. Bu esnâda kendimden geçerek yere yığılıverdim. Kendime gelince, o zâta bu nazarla baktığım için Allâh'tan af diledim ve yoluma devâm ettim. Yolda yürürken o zât yine gözüme ilişti. Onu görünce içim bir heybet hissi ile doldu. Olduğum yerde durakaldım. Adam bana döndü ve: "O, kullarının tevbesini kabul eder, günahlarını bağışlar ve yaptıklarını bilir." (eş-Şûrâ, 25) mealindeki âyeti okudu ve gözden kayboldu. Bir daha kendisini göremedim."
   Zünnûn-ı Mısrî -kuddise sirruh- da şöyle anlatıyor:
   "Birgün, üzerinde eski ve yamalı elbise bulunan bir genç gördüm. Nefsim ondan nefret ediyorsa da kalbim onun velî olduğuna şâhidlik ediyordu. Nefsimle kalbim arasında kalıp, düşünmeye başladığım sırada genç, sırrıma vâkıf oldu ve bana bakarak:
   "- Ey Zünnûn! Bana, elbisemin eskiliğini görmek için bakma! İnci, sadefin içinde olur." dedi ve oradan savuşup gitti.
   Evliyâullâhtan Abdülhâlık Gucdevânî Hazretleri'nin sohbetine ilk kez gelen ve Hristiyanlığını gizlemekte olan bir genç:
   "- "Müminin firâsetinden korkunuz! Çünkü o, Allâh'ın nûruyla bakar!" hadîsinin sırrı nedir?" diye sordu.
   Abdülhâlık Gucdevânî Hazretleri cevâben:
   "- Belindeki zünnârı çıkar! (Hristiyanların taktığı o küfür alâmetini çöz!) Ve İslâm ol!.." dedi.
   Bu açık firâset karşısında genç, Hazret-i Pîr'in önünde kelime-i şehâdet getirdi; müslüman oldu.
   Yine rivâyet edilir ki, Cüneyd-i Bağdâdî -kuddise sirruh- da, müslüman kılığındaki bir gencin yahudi olduğunu ve yakında İslâm ile şerefleneceğini ilk bakışta firâsetiyle tesbit etmiştir.
   Hülâsa firâset, kalbdeki îmân ve takvâ derecesine göre artıp eksilebilen ilâhî bir mevhibedir.

 

Fütuhat-ı Mekkiyye

Muhyiddin İbn’ül Arabi Hz.

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

15/4/2008 - Ankaralı Aşık Niyazi DEMİRÖRS Ne demiş...

Uyan gaflet uykusundan, boşa gönlün aldatma sen,

Aç gözünü, verme fırsat, deli nefsin oynatma sen.

 

Has bahçede açan güller, hazan vakti gelir bir gün,

Ağlar isen şimdi ağla, ahir ömrün ağlatma sen.

 

Düşman olma dostun ile, düşmanını dost eyle sen,

Nefsin ile ahbap olup, fitne ficur kaynatma sen.

 

Ne sandındı bu dünyayı, gelen bir gün gider elbet,

Helâlini haram edip aşına ağu katma sen.

 

Aşık Niyazi dön yâre, gönül verme sen ağyare,

Dünya ile bir olupta kendini ateşe atma sen.

 

Ankaralı Aşık Niyazi DEMİRÖRS

Dost Sözü : (1) :: Yaz Dostum ! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

ÂŞIK-I SADIK BENİM

KADEM KADEM GECE TEŞRÎFİ NÂİLÎ O MEHİN, CİHÂN CİHÂN ELEM-İ İNTİZÂRA DEĞMEZ Mİ ?



ATATÜRKÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ




TÜRK GENÇLİĞİNE HİTAP



Ey Türk Gençliği !

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Gazi Mustafa Kemâl

ATATÜRK

20 Ekim 1927


Ruhun Şâd Olsun ATAM..


Ne kadar ileri görüşlüymüşsün...!




birdirbir



DOSTUN HEYBESİ

incitme..
Arefe günündeki rahmet...
Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs.
Âşık Nîyazi Divanından...
Bir mum...
İYİ BAYRAMLAR EFENDİM
ben insanlığımdan mı vazgeçeyim!
O ise benim sevdiklerimden...
DUA BERAT GECESİ
MİRAÇ KITABI 1 .BÖLÜM
MİRAÇ KITABI 4 .BÖLÜM
Aşık Sefai'den deli gönül
Regaib Kandili
KIRK KURAL.... Ehline duyurulur !
ŞARTLI SEVGİ...
LEYLA DA KİM ?..
ÇARE SENSİN...
Mevlana Hazretleri
ÖYLE BİR SEVGİ EDİNMELİ Kİ
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!
İSTEMEMEYİ ! İSTEMEK !
Atatürk Neden Büyük...
M. Kemal Atatürk'ün Balıkesir Paşa Camiindeki hutbesi...
Allah dost olmak...
KURTULUŞ... GÜZEL AHLÂKTADIR!.

LİNKLER

ANA SAYFA
HANE-İ CÜZ
SAYFALAR
DOSTLAR
e-posta
MORAL FM
İSMAİL HAKKI BURSEVİ Hz.
DOST KATINDAN İNEN
O. KEMÂLÎ OZÂN Hz.
MELAMİLER
KAFKAS VAKFI
SEMAZEN
CEMALİNUR SARGUT
HÂLUK NÛRBAKÎ Hz.
ŞEMSETTİN YEŞİL Hz.
GECEYOLCULUĞU
ORTADOĞU HABER
HUBBLE TELESKOPU
NOVA The Elegant Universe

DOSTA GİDER

DOSTLAR

meczup
esin
agnia
sufihayat
ibnarabi
aisece
sufikalbi
abuhayat
dingorevlileri
gulirana
atesveruzgar
ruzname
medreseizehra
dilaran
hayalet789
ruhlargemisi
candedim
fuadyusufoglu
islamneguzel
sahibiniarayanmektuplar
sevtap85
mondlicht
mavizara
yagmurlar2
acihuzun
meveddet


SEVGİLİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN VEDÂ HUTBESİ


VEDA HUTBESİ





Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..
Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ...

Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ...

Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır (borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.

Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!.

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır. Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar!

Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.

Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar ! ...

Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin. Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz. Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın. Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.

Ey müminler!..

Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...

Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.

Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.

Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin. Ahâlinin haklarını gasp etmeyin. Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
Ey Müminler!
Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!. Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey İnsanlar!
Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür.. Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.

Ey İnsanlar!

Allah'a kulluk edin.

Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun. Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!

Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar!

Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?

Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..



(Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.


Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.

Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;




"Şâhid ol Ya Rabbi!"



"Şâhid ol Ya Rabbi!"




"Şâhid ol Ya Rabbi!"

Buyurur.






Yüce Allah Şefaatlerinden Mahrum Etmesin .. İnşallah...



Cânı kim cânânı için sevse, cânânın sever

.

Bismillah
Bi ismi Allah !

HER VAKTİNİZ HAYR OLSUN




Esselâmû Aleyke yâ Rasûlallah..


Esselâmû Aleyke yâ HabîbAllah..
BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

Daima düşünceli idi. Susması konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsi için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu; Kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, faydasız boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı, kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

Yanında en son konuşanı, ilk önce konuşan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse O da güler, bir şeye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.


Her zaman ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. (ihata ederdi) Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.

Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti ;


"Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!"

Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir hâletle dururdu, yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu. Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzına almadı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırt edilmezdi. Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.


Sabahları evinden çıkarken şöyle söylerdi: "İlahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksIzlIk etmekten ve haksızlığa maruz kalmaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."

Sıradan değildi; Sıradan insanlar gibi yaşadı.


İŞTE O, FAHRİ KÂİNAT,

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ,

HZ. MUHAMMED MUSTAFA

SALLALLAHÛ ALEYHİ VE SELLEM İDİ.

Esselamu aleyke ya Resulullah, esselamu aleyke ya Nebiyyallah, esselamu aleyke ya Habiyballah, esselamu aleyke ya hayra halkullah, esselamu aleyke ya Savfetullah, esselamu aleyke ya Seyyidi’l-murselin ve hâtimi’n-nebiyyin, Esselamu aleyke ya gâidi’l-ğarru’l-mahceleyn, esselamu aleyke ve alâ ehl-i beytike et-tayyibiyn et-tâhiriyn, esselamu aleyke ve alâ ezvâcüke’t-tâhirat ümmehâtu’l-mü’miniyn, esselamu aleyke ve alâ ashâbike ecmâiyn, esselamu aleyke ve alâ sâir ıbâdullahi’s-sâlihıyn, cezâkellahu ya Resulullah efdal mâ cezâ nebiyyen ve rasulen an ümmetihi, ve sallallahu aleyke küllemâ zekareke ez-zâkirun, ve ğafele an zikrike el-ğâfilun.
....ESSELÂMUNALEYKÛM YA RESULALLAH.....
[Selam Sana ey Allah’ın Resulü, Selam Sana ey Allah’ın Nebisi, Selam Sana ey Allah’ın sevgilisi, Selam Sana ey Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı, Selam Sana ey Allah’ın dostu, Selam Sana ey peygamberlerin efendisi ve peygamberlerin sonuncusu, Selam Sana ey iki cihan nuru olan lider. Selam Sana, selam temiz ve pak aile efradına. Selam Sana, selam müminlerin anneleri temiz ve pak eşlerine. Selam Sana, selam bütün ashabına. Selam Sana, selam Allah’ın diğer salih kullarına. Ümmetine Peygamber ve Resul olarak Allah, Seni en üstün mükafatla mükafatlandırsın. Seni zikredenlerin her zikrinde ve Seni zikretmekten gafil olanların da gafletinde Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın kulu, elçisi, emini, yaratıklarının en hayırlısısın. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın risaletini tebliğ ettin, emaneti yerine tevdi ettin, ümmetine öğüt verdin ve Allah yolunda büyük bir gayretle cihat ettin.]

ALLAH ŞEFAATLERİNDEN BİZİ MAHRUM ETMESİN... İNŞALLAH.... Amin...


BEN BÖYLE DOST İÇİN KURBAN OLURUM..









İLAHİLER ve İSLÂMİ MÜZİK

İlâhi Seçiniz, Dinle' yi Tıklayınız ve az.. biraz.. Bekleyiniz.

<<< >>>



El Hamdüllilâhi Râbbül âlemin !





Elhamdüllillah-il Râbbül Alemin




Namaz Mü'min'in Mirâcıdır !






Click for Istanbul, Turkey Forecast

TEMP & TIME @ İSTANBUL

DOST BLOGLAR -LÜTFEN ZİYARET EDİNİZ