Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs. - Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR... - Blogcu
Allah u Ekber

Birdirbir! Yok Haktan başka; herşey BİRDİRBİR' Lillah Birdir Bir, Billah BİRDİRBİR...

Allah u Ekber
İsmailem, Hâk yoluna, canımı kurbân eylerem, Çünkü bu cân kurban gerek, Ben koç kurbânı neylerem.....

17/10/2009 - Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs.

Kategori: RiSALELER

Haccetmiş ve­ya Cenab-ı Hak'kın bu emrini yerine getirmeyi arzu etmiş müslüman kardeşlerimize seslenerek, kendilerine bazı tav­siyelerde bulunurken, bizim de Tevhit ilminin ışığı altında KÂBE'yi ve Haccı nasıl anladığımızı açıklamaya çalışaca­ğım.

 

İslâmiyette bedenen yapılan bütün ibadetler ve farzlar, bunların gerçek mânasını ve hakikatlerini ilmen ve idraken yasayan kimselerin Hak'ka olan şükründen başka bir şey değildir. Öyle ise bedenen farz olan Haccı eda etmek isti­yen bir kimsenin evvelâ ilmen ve hakikat bakımından Hac­cı bilmesi, yaşaması, idrak etmesi lâzımdır. Ancak bundan sonra Şükrane olarak bedenen yapmış olduğumuz Haccı eda etmeğe hak kazanırız. Fakat, biz de ekseriyetle, ibadetler mânası ve hakikati bilinmeden yapılır. İşte bunun içindirki müslüman kardeşlerimize, varlığı kabul edilen, Tevhid il­mi ve İlmi Ledün ışığı altında, namazın, orucun, zekâtın ve Haccın neler olduğunu ve Cenab-ı Hak'kın bu ibadetlerle

bizlerden neler istediğini ve neler lütfettiğini bilmelerini tavsiye ederim.

 

Bu ibadetlerin zahiri faydaları ve mânaları üzerinde durmıyacağım. Çünkü, bu hususlar ilmihal kitaplarında çok güzel açıklanmıştır. Biz, daha ziyade, bu ibadet, ve farzların yazılabilecek kadarı ile, mânâ ve hakikatlerini izaha çalışa­cağız. Hiç bir şeyin aslı, özü ve ruhu olmadan, şekli, mad­desi ve dışı olmamıştır. Şekiller mutlaka onların bir aslı ve hakikati olduğunu bize anlatır. Maddeden mânaya, cesetten ruha, şekilden asla gitmek lâzımdır. Kitabımızın zahirî ilmi ve anlayışı olduğu gibi, birde ruhu ve mânası vardır. Dinimizin Kitabının zahirine ve tafsilâtına FURKAN, bâtınına yani Ruhuna KUR'AN denilmiştir. Bir kimsenin dünya ve ahiret saadetine erebilmesi, ebedî hayatla hay olması için Furkanı bildiği okuduğu gibi Furkanın ruhu olan Kur'anı da okuyup anlaması lâzımdır.

İbadet ve farzların yalnız şekli ile iktifa edenlerin daha ziyade dünya hayatları düzende gider ve dolayısı ile Cenab-ı Hak'kın vadetmiş olduğu Cennetine nail olurlar. Bu ibadet ve farzları, eda ile beraber, ilimle, hakikat ve mânasına ula­şan ve bu hakikat ile mânayı şahsında yaşıyan kimselerin ise hem dünya ve hem de ahiret hayatları düzende gittiği gibi vadedilen Cemalûllaha bu âlemde iken nail olurlar.

 

Bizini anladığımız mânada bir müslümanın Hacca git­mek istemesi, o müslümanın daha evvel Hac ile Cenab-ı Hak'kın bizlere öğretmek istediği mânaya ulaşması ve bu­nunla gerçek Haccı idrak ettiğinin şükrünü eda etmek ar­zusudur. Yani selâti daîmûnu kılan bir kimsenin, vakit na­mazlarını kılarak buna şükrettiği gibi.

 

Aslında İslâmiyetin emrettiği mânada, gerçek Haccın şükrünü eda etmek üzere Hacca gitmeye hak kazanan kim­selerin miktarı çok azdır ve bu şükrün yerine getirilmesi ancak onlar içindir.

 

Bizim cesedimiz, nasıl bir mânayı ve ruhu gizliyorsa, di­nimizin şeklen ifa edilen ibadet ve farzları da bir mânayı ve hakikati gizlemektedir. Şeklen, ilmen ve hakikaten Haccı ifa eden bir kimse, Hacc esnasında yapmış olduğu Say'in, Ara­fat'a çıkmanın, Arafat'ta Vakfeye durmanın, Tavafın, Mine­de Şeytan taşlamanın, Kurban kesmenin ifade ettiği mânalan bilir, idrak eder ve bu manevî hayatı hem enfusunda, hem de afâkında Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin zamanı saadetlerindeki gibi aynen yaşar. Bir şeyin oluşu, nasıl evvelâ onun hakikatinin, ruhunun mevcudiyetini icap ettiriyorsa, dini ibadetlerin kıymet ve değeri de, evvelâ hakikatlerinin bilinmesi, sonra bedenen bu ibadetlerin ifası ile şükrünün eda edilmesini icap ettirir. Maksadımız Hacca giden ve git­meyi arzu eden müslüman kardeşlerimizin bu ibadetlerini bile bile, anlaya anlaya yapmalarıdır. Cenab-ı Hak Kur'anı Kerim'de bu durumu ikaz maksadı ile «Bilenle bilmiyen bir olur mu» buyurmuşlardır., Meselâ: Namazın şeklen ve be­denen eda edilmesi olmasaydı, mânası nasıl anlatılabilirdi? Haccın ve Hacda yapılan ibadetlerin şekli olmasa idi, KA­BE'den maksat budur, yedi defa Tavaf edilmesinin mânası' budur, Merve ile Sâfa arasında say etmenin anlatmak istedi­ği hakikatler bunlardır. Arafat'a çıkmanın, Arafat'ta Vakfeye durmanın, Mine'de Şeytan taşlamanın mânaları bunlardır, diye nasıl anlatabilir ve idrak ile zevkine varılırdı?

 

Aramızda, dini ibadet ve emirleri, hem mâna ve hem de şekliyle yerine getiren gerçek müslümanlar olduğu gibi, yalnız şekilde kalmış, veya yalnız mânasına ulaştığını iddia ederek, şeklî ve bedenî ibadetleri inkâr eden zındıklar da vardır. Biz, tek taraflı hareket eden bu kimselere cesetsiz bir ruhun ve ruhsuz bir cesedin olamıyacağını ve olsada bir değer taşımıyacağını hatırlatmak isteriz.

 

KABE YOLU, AŞK YOLUDUR. Çünkü : KABE'yi bulan, KABE'ye varan ve gerçek mânası ile KÂBE'yi anlayan, gö­ren kimseler, ALLAH (C.C.) ın bir lütfü olan İlâhi Aşka na­il olurlar. Aşk ise insanları, hayvanlardan ayıran vasıflar­dan biri, belki de başlıcasıdır. Ve bu âlemde insanlar için, ilâhi aşk'tan gayri her şey fânidir. Bir kimse, yokluğu ile KABE'ye teveccüh ederse, elbette maşukunu görür. KABE yolu, bizi bizden alan, bizi Sevgiliye götüren yoldur, Sevgili­yi Gönül KÂBE'sinde Tavaf eden aşıkların kervanına katıla­rak Medine'de Makamı Resûlullahı, Mekke'de Beytullahı zi­yaret ve Tavaf edenlere ne mutlu...

 

İslâmiyette, Hacceden bir kimsenin bütün kusur ve gü­nahlarının affedileceği ve anasından doğduğu zamanki gibi, kusur ve günahsız hale geleceği müjdelenmektedir. Hacce­den bir kimseye : «Artık günahlarından sıyrıldın, kusurla­rın of olundu, anan'dan yeni doğmuş gibi tertemiz, bir hale geldin değil mi?» dediğimiz zaman, «Allah bilir» der. Çünkü bu olayı gözleri ile görmediği için kalbi iman etmemiştir. Veyahutta İnşaallah diyerek, affedildiğini temenni ve arzu eder, fakat bilmez. Halbuki, Haccın Tevhid ilminin tahsili ile eda edilişi, mâna ve ruhunun idraki, o kimseyi bütün var­lığı ile tasdik edeceği bir şekille, affedildiği inanç ve imanı­na yükseltir.

 

KÂBE maddi varlığı ile İbrahim Aleyhisselâmın yap­mış olduğu bir binadır. Resûlullah Efendimizin (S.A.V.) Nü­büvvetinden evvel içerisinde müşriklerin tapındığı putlar vardı. Resûlullah Efendimiz Velayeti ile bu putları kırmış ve içini Allah'ın gayri olan her şeyden (masivadan) temizliyerek, orasını BEYTULLAH olmaya lâyık bir hale getir­miştir. KABE, hakikî anlamda, ilim irfaniyeti ile bizleri ku­sur ve günahlarımızdan arıtan, Hak'ka vuslatımızı temin eden resûlullah'ın (S.A.V.) ve O'nun yolunda giden İnsanı Kâmillerin varlığına işaret eder. Beytullah, Zat'a mazhar olup, İnsanı Kâmili remzeder.

 

Demek oluyorki Zat'a mazhar bir insanı kâmilden Tev­hid ilmi olan «La İlahe İllallah Muhammedür Resûlullah» ke­limelerinin mânayı hakikilerini öğrenmek ve bu ilmi tahsil etmek Beytullahın etrafında Tavaf etmeğe, Merve ile Sâfa arasında Say etmeğe, Arafat'ta Vakfeye durmaya, Mine'de Şeytan taşlamağa ve Kurban kesmeğe işaret eder. Bu hizmet ve ibadetleri bir ehli tevhidin anlıyacağı şekilde değilde, yanlış bir anlayışa yer vermemek için sizlerin anlıyaca­ğı bir şekilde açıklamaya çalışacağım.

 

KÂBE'den maksadın, hakikat ilmine sahip bir İnsanı Kâmil olduğunu söylemiştik. Bunun için Kâmili bulup gön­lüne giren kimseler Haremi Şerife girmiş olurlar. Bulama­yıp giremiyenlerde, Beytin haricinde kalırlar. «Fethuli fi ibadi vethuli Cenneti», buna işarettir.

 

Hac için memleketinden çıkan bir kimse, Mikatlara ge­lince, evvelce giyinmiş olduğu elbisesini çıkartır, EHRAM'ı giyinir. Hacca niyet eden bütün nıüslümanlar aynı şeyi yaparlar. Bunun mânayı hakikisi, «Ya Rabbi ! Senin yoluna düştüm, Beytullah olan Senin evini ziyarete geldim. Ben kendi varlığımla Senin "huzuruna çıkamam; İşte bana ait olan varlığımdan soyunuyor, Senin Libasını giyiniyorum» demektir.

 

Yani, İnsanı Kâmili bulan ve Hak'kı talep eden bir kim­senin kendi varlığı, nisbeti, vehmi, zannı ve cehaleti ile Hak'kın huzuruna çıkamıyacağı kendisine anlatılır. Kendi varlık ve nisbetlerinden soyunarak, Hak'ta fâni olmak ilmine mazhar olur. Tasavvufta buna Fenafillah denir. Bir kimse doğrudan doğruya Hak'kı bulamaz ve Hak'ka lâyık bir ilim ve irfaniyyete sahip olamaz, delil lâzımdır. Nasıl delil Hac etmek istiyenlere yol gösterirse, bize de İnsanı Kâmil Hak' yolunda delil olur. Bizimle Hak'kın arasındaki gaflet perdelerinin kalkmasını temin edecek ilmi bize öğretir. İşte, ken­di varlığından bu şekilde soyunan bir kimse mazharı zat olan Beytullahı Tavaf etmeğe hak kazanır. İnsanı Kâmil, is­mi Azam olan Allah ismi mudillili ve müsemmasıdır.

 

Bir kimse tavaf maksadı ile Beyti Şerife varınca Zat-ı Ahadiyenin Beyti Şerifte zuhuru zevkine ulaşmış olur. Bu­nun için Ehlûllah, «Kim Beyti Şerifi taş görürse Haccetmemiş olur» derler. Beyti Şerifin yedi defa Tavaf edilmesi : Zat-ı Ahadiyenin yedi sıfatı subutiye ile zuhuru zevkidir. Ya­ni : Evvelce kendimize nisbet etmiş olduğumuz Hayat - İlim - İrade - Kuvvet - Kelâm - Semi ve Basar sıfatlarının bizlere ait olmadığını idrak ile bu yedi sıfatın zahir ve bâtında Hak'kın olduğunu anlayıp zevkine varmak, Beyti yedi defa tavaf etmektir.

 

Merve ile Sâfa arasında Say etmek : Kendi varlığımız­dan huruç ile Hak'kın varlığına yükselmektir. Yer yüzüne mensup olan bir varlık, nasıl yerden ayrılmadıkça gökyü­züne çıkamaz ise, maddesine, benliğine esir olan bir kimse de, aynı şekilde mânasına ulaşamaz. İşte bu Say esnasında da Merve olan kendi benliğinden Sâfa olan Hak'kın varlığı­na gidiş vardır.

 

Arafat'a çıkan kimseler, yine Tevhid ilmi ile «Men arefe nefse Hu, fakat(fekad) arefe Rabbe Hu» sırrına ulaşarak, nefis­lerine ve Rablarına arif olurlar. Çünkü, nefsine arif olma­yan, Rabbını bilemez. Arafat'a çıkan bir kimsenin, irfaniyetin sırrına ererek arif olması lâzımdır.

 

Mine'de Kurban kesmek, Hak yolunda seni Hak'dan ayrı gösteren benlik (cehalet, vehim ve zanlarını kesmek demek­tir.) Yine Mine'de şeytan taşlamak, tahsil etmiş olduğumuz ilimle, cehaletimizi taşlamak demektir. Şeytan o kimsenin cehaletidir. Kim cehaletten kurtulursa o kimse hakiki mâ­nada şeytanı taşlamış demektir. Bu kısaca yapmış olduğu­muz karşılıklı izahlar, aslında insanın senelerini alan bir ilim tahsili ve tahsil ettiği bu ilme lâyık bir hayat yaşama mücadelesidir. Bu anlam içerisinde yapılan Tevhid ilminin tahsili bizi gerçek ve hakikî mânada Haccetmeye ulaştırır. Mekke Şehrindeki Kabe'nin tavafı, bu ilim ve duyguların bizde tahsilinden ve tecellisinden sonra, şükür maksadıyla yapılırsa kıymetlidir.

 

Hacceden ve Haccetmeyi arzu eden müslüman kardeş­lerimize Haccın gerçek anlam ve duygularına göre Haccet­melerini, gittikleri yolu bile bile, göre göre gitmelerini te­menni ve tavsiye ederim. Cenab-ı Hak cümlemize gerçek mânada Haccetmek ve bu Haccın şükrünü eda etmek lûtfunu bahşetsin. Amin.

 

Muhammed'in yolunda şerîatsız gidilmez,

Her emrinde bir hikmet vardürür Muhammed'in.

Nefsimiz öldü diye şeriat terkedilmez,

Her lûtfunda bîr zahmet vardürür Muhammed'in.

 

Nefsinden arındırır tarikat ilm-el yakîn,

Varlığın soyundurur marifet ayn-el yakîn,

Hak varlığın giydirir hakikat hakk-el yakîn

Şeriatında rahmet vardürür Muhammed'in.

 

Uyma zındık sözüne, seni imandan eder,

Lâfla hakikat olmaz, canı canandan eder,

Aşık Niyazi Senin doğru yoluna gider

Her lûtfunda bir hizmet vardürür Muhammed'in,

 

Biz bu âleme kimseye kulluk etmek için gelmedik. Kim­seyi imtihan için de gelmedik. Ve hiç bir kimse de bizim ku­lumuz değildir. Belki cümle âlem Allahın kuludur. O'na iba­det eder ve O'na itaat ederiz. Biz bu âleme ayıpları ve nok­sanları görmek için ve bunları sahiplerine hatırlatıp yüzle­rini kızartmak, onları müteessir etmek için de gelmedik.

Biz bu âleme ayıpları setreden, noksanları tamamlayan ağlayanları güldüren, kirleri temizleyen, benlik ve senlik davalarından uzak, güzel ahlâk sahibi Yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallalahu Aleyhi Vesellem Efendimizin her zaman seher rüzgârları gibi esen beka âle­minin aşk diyarından geldik. Azığımız yokluk, servetimiz Hak nuru, ikramımız kelâmı Mustafa, gayemiz Allah ve Resûlullah muhabbetine ulaşmaktır. Bizi anlamak isteyenler böyle düşünürlerse mâna âleminin kapısını aralamış, «KUNTU KENZ» hazinesinin incilerini dermiş olurlar.

 

“Kabe yolu Aşk yoludur” – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs Hz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yaz Dostum !

2008-05-30 01:10:35 - MEVLA YOLU NEREDEDİR?

Yazan: yahyasalih
MEVLA YOLU NEREDEDİR?



Mevlâ yolu nerededir?

İçindedir,içindedir.

Ne dağda,ne derededir,

İçindedir,içindedir.





Ne deryada,ne havada,

Ne sahrada,ne ovada,

Ne burada,ne orada,

İçindedir,içindedir.





Ne oruçta,ne namazda,

Ne duada,ne niyazda,

Ne ateşte,ne ayazda,

İçindedir,içindedir.





Yâr değildir ne sağ,ne sol,

Kul'a ne kul,ne sahip ol,

Ey Zeyneb aradığın yol,

İçindedir,içindedir.



http://yahyasalih.blogcu.com/17045971/
HAYIRLI CUMALAR. HU...
Bağlantı

2008-05-15 00:11:21 - merhabalar

Yazan: hulos
efendim paylaşımınız için çok teşekkürler ediyorum inşallah iyisinizdir, hakikat gerçeklerini anlamayı ve yaşamayı nasip etsin rabbim. Cüneytin çok selamları var ....selam sevgi ve dualarımla.
+++
Bilmukabele Efendim. saygı ve muhabbetlerimizi arzederim. Güzel dualarınıza Amin, inşallah.
+++

Düzenleyen birdirbir gün: 15/5/2008 saat: 19:32
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

ÂŞIK-I SADIK BENİM

KADEM KADEM GECE TEŞRÎFİ NÂİLÎ O MEHİN, CİHÂN CİHÂN ELEM-İ İNTİZÂRA DEĞMEZ Mİ ?



ATATÜRKÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ




TÜRK GENÇLİĞİNE HİTAP



Ey Türk Gençliği !

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Gazi Mustafa Kemâl

ATATÜRK

20 Ekim 1927


Ruhun Şâd Olsun ATAM..


Ne kadar ileri görüşlüymüşsün...!




birdirbir



DOSTUN HEYBESİ

incitme..
Arefe günündeki rahmet...
Kabe yolu Aşk yoludur – Ankaralı Âşık Niyazi Demirörs.
Âşık Nîyazi Divanından...
Bir mum...
İYİ BAYRAMLAR EFENDİM
ben insanlığımdan mı vazgeçeyim!
O ise benim sevdiklerimden...
DUA BERAT GECESİ
MİRAÇ KITABI 1 .BÖLÜM
MİRAÇ KITABI 4 .BÖLÜM
Aşık Sefai'den deli gönül
Regaib Kandili
KIRK KURAL.... Ehline duyurulur !
ŞARTLI SEVGİ...
LEYLA DA KİM ?..
ÇARE SENSİN...
Mevlana Hazretleri
ÖYLE BİR SEVGİ EDİNMELİ Kİ
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!
İSTEMEMEYİ ! İSTEMEK !
Atatürk Neden Büyük...
M. Kemal Atatürk'ün Balıkesir Paşa Camiindeki hutbesi...
Allah dost olmak...
KURTULUŞ... GÜZEL AHLÂKTADIR!.

LİNKLER

ANA SAYFA
HANE-İ CÜZ
SAYFALAR
DOSTLAR
e-posta
MORAL FM
İSMAİL HAKKI BURSEVİ Hz.
DOST KATINDAN İNEN
O. KEMÂLÎ OZÂN Hz.
MELAMİLER
KAFKAS VAKFI
SEMAZEN
CEMALİNUR SARGUT
HÂLUK NÛRBAKÎ Hz.
ŞEMSETTİN YEŞİL Hz.
GECEYOLCULUĞU
ORTADOĞU HABER
HUBBLE TELESKOPU
NOVA The Elegant Universe

DOSTA GİDER

DOSTLAR

meczup
esin
agnia
sufihayat
ibnarabi
aisece
sufikalbi
abuhayat
dingorevlileri
gulirana
atesveruzgar
ruzname
medreseizehra
dilaran
hayalet789
ruhlargemisi
candedim
fuadyusufoglu
islamneguzel
sahibiniarayanmektuplar
sevtap85
mondlicht
mavizara
yagmurlar2
acihuzun
meveddet


SEVGİLİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN VEDÂ HUTBESİ


VEDA HUTBESİ





Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Ey Allah'ın kulları !..
Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
Ey İnsanlar!...
Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..
Ey İnsanlar!..
Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ...

Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ...

Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır (borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.

Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!.

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır. Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar!

Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.

Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar ! ...

Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin. Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz. Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın. Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.

Ey müminler!..

Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...

Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.

Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.

Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin. Ahâlinin haklarını gasp etmeyin. Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
Ey Müminler!
Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!. Ey Ashabım!
Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey İnsanlar!
Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
Ey İnsanlar!
Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür.. Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.

Ey İnsanlar!

Allah'a kulluk edin.

Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun. Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar!

Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar!

Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?

Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..



(Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.


Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.

Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;




"Şâhid ol Ya Rabbi!"



"Şâhid ol Ya Rabbi!"




"Şâhid ol Ya Rabbi!"

Buyurur.






Yüce Allah Şefaatlerinden Mahrum Etmesin .. İnşallah...



Cânı kim cânânı için sevse, cânânın sever

.

Bismillah
Bi ismi Allah !

HER VAKTİNİZ HAYR OLSUN




Esselâmû Aleyke yâ Rasûlallah..


Esselâmû Aleyke yâ HabîbAllah..
BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

Daima düşünceli idi. Susması konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsi için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu; Kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, faydasız boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı, kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

Yanında en son konuşanı, ilk önce konuşan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse O da güler, bir şeye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.


Her zaman ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. (ihata ederdi) Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.

Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti ;


"Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!"

Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir hâletle dururdu, yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu. Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzına almadı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırt edilmezdi. Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.


Sabahları evinden çıkarken şöyle söylerdi: "İlahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksIzlIk etmekten ve haksızlığa maruz kalmaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."

Sıradan değildi; Sıradan insanlar gibi yaşadı.


İŞTE O, FAHRİ KÂİNAT,

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ,

HZ. MUHAMMED MUSTAFA

SALLALLAHÛ ALEYHİ VE SELLEM İDİ.

Esselamu aleyke ya Resulullah, esselamu aleyke ya Nebiyyallah, esselamu aleyke ya Habiyballah, esselamu aleyke ya hayra halkullah, esselamu aleyke ya Savfetullah, esselamu aleyke ya Seyyidi’l-murselin ve hâtimi’n-nebiyyin, Esselamu aleyke ya gâidi’l-ğarru’l-mahceleyn, esselamu aleyke ve alâ ehl-i beytike et-tayyibiyn et-tâhiriyn, esselamu aleyke ve alâ ezvâcüke’t-tâhirat ümmehâtu’l-mü’miniyn, esselamu aleyke ve alâ ashâbike ecmâiyn, esselamu aleyke ve alâ sâir ıbâdullahi’s-sâlihıyn, cezâkellahu ya Resulullah efdal mâ cezâ nebiyyen ve rasulen an ümmetihi, ve sallallahu aleyke küllemâ zekareke ez-zâkirun, ve ğafele an zikrike el-ğâfilun.
....ESSELÂMUNALEYKÛM YA RESULALLAH.....
[Selam Sana ey Allah’ın Resulü, Selam Sana ey Allah’ın Nebisi, Selam Sana ey Allah’ın sevgilisi, Selam Sana ey Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı, Selam Sana ey Allah’ın dostu, Selam Sana ey peygamberlerin efendisi ve peygamberlerin sonuncusu, Selam Sana ey iki cihan nuru olan lider. Selam Sana, selam temiz ve pak aile efradına. Selam Sana, selam müminlerin anneleri temiz ve pak eşlerine. Selam Sana, selam bütün ashabına. Selam Sana, selam Allah’ın diğer salih kullarına. Ümmetine Peygamber ve Resul olarak Allah, Seni en üstün mükafatla mükafatlandırsın. Seni zikredenlerin her zikrinde ve Seni zikretmekten gafil olanların da gafletinde Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın kulu, elçisi, emini, yaratıklarının en hayırlısısın. Şehadet ederim ki; Sen, Allah’ın risaletini tebliğ ettin, emaneti yerine tevdi ettin, ümmetine öğüt verdin ve Allah yolunda büyük bir gayretle cihat ettin.]

ALLAH ŞEFAATLERİNDEN BİZİ MAHRUM ETMESİN... İNŞALLAH.... Amin...


BEN BÖYLE DOST İÇİN KURBAN OLURUM..









İLAHİLER ve İSLÂMİ MÜZİK

İlâhi Seçiniz, Dinle' yi Tıklayınız ve az.. biraz.. Bekleyiniz.

<<< >>>



El Hamdüllilâhi Râbbül âlemin !





Elhamdüllillah-il Râbbül Alemin




Namaz Mü'min'in Mirâcıdır !






Click for Istanbul, Turkey Forecast

TEMP & TIME @ İSTANBUL

DOST BLOGLAR -LÜTFEN ZİYARET EDİNİZ