Necm (Yıldız) Sûresi

Necm sûresi Tefsiri

 

(Mekkede nazil olmuştur 62 âyettir. )

 

MUSTAFA NUR'İ Büyükyenerel, Kuddise Sırrahül Aziyz Hz.

 

BİSMÎLLAHÎRRAHMANİRRAHİM

Necm sûresi (Yıldız suresi) demektir. Hazret-i Muhammed’ (S.A.S.)(Ashabi kennü'cumi iktedeytüm, ihtedeytüm) hadisi şerifiyle ashabı­nın yıldızlar gibi olduğunu, her kim onlara uyarsa hidayeti Rahmaniyeye erişeceklerini beyan buyurmuşlardır. Yani bu Necm sûresi de Hazret-i Muhammed’’in ashabının, ümmetinin sûresi demektir. Bu, sûrede Hazret-i Muhammed’in hiç yanılmadığını, Zât ilminin Arşına çıktığını ve kendisinin doğru yolunda giden Ümmetinin de ilmin, ahlâkın ve insanlığın en yüksek mertebesine çıkabileceklerini beyan etmektedir. Hazret-i Muhammed’in din düşmanlarının, yıldızların battı­ğı, gibi helâk olacaklarını, ve Hazret-i Muhammed’in izinde giden her asrın Velilerinin de, kendilerine inananları ilmin Arşına çıkarabileceklerini. ideal insan olabileceklerini , kendi dostlarının, talim ve terbiyeleriyle bu şahikaya yükseleceklerini müjdelemektedir. Kendilerine inanmıyan câhil ve gafil insanların ise, yıldızların batması gibi, cehalet bataklığına batacaklarını, iki cihanda da azab-ı eliym ile inleyeceklerini tebliğ etmektedir.

 

(Ayet 1) Yıldıza battığı zaman bak.

(2) Sizin arkadaşınız yanılmadı, sapmadı, aldanmadı.

(3) O, arzu ile söz söylemez.

(4) Sözü ancak vahyolunandır.

(5-6) Onun kuvveti Ulu olan kudretli heybetli biri öğretti. O da kemale erdi.

 

Ey İnsan-ı Kâmil ! Senin teninde söyleyen tek unsur hava konuşmaz (nutketmez). Sana ve senin yolunda gidenlere ancak ben vahyederim. Bütün dillerden ben konuşurum. Hayat Sultanı insanlara hayat vermezse hangi insan konuşabilirdi ki ? Ben her kime istersem, İlahî Aşkımla onun kuvvasını şiddetli. ve o İnsan-ı Kâmili kuvvetli, kudretli, heybetli kılarım ye her şeyi onun gönlüne vahyederim. Bu suretle onu kemâle eriştirir en yüksek makamların derecesine yükseltirim. O İnsan-ı Kâmile yani Hazret-i Muhammed’e ve onun doğru yolunda giden Günün Erlerine her kim inanır ve onun talim ve terbiyesiyle terbiye olursa, o müminlerin de en yüksek zevk mertebelerine nail olacaklarını bu sûrede Cenabı Hak O insanların gönüllerini ilhamatı Rabbaniyesi ile ihya edeceğini müjdelemektedir.

 

(7) O ufkun en yüksek tarafındadır.

(8) Sonra O yaklaştı, daha fazla yaklaştı.

(9) Taa ki aralarında iki yay boyu kadar veya daha az mesafe kaldı.

(10) O da kuluna vahyedeceğini etti.

(11) Kalb ona gördüğünü (göstermekte) hiç eğrilmedi.

(12) Hâlâ onun gördüğü üzerinde onunla mücadele mi ediyorsunuz ?.

(13-14) Halbuki O, onu bir daha, en uzak sidre'nin yanında görmüştü.

(15) Barınılacak-cennet, onun yanındadır.

(16) Sidre'yi neler kaplamıştı, neler. . .

(17) Onun gözü, kaymadı dönmedi.

(18) O', Tanrısının en büyük ayetlerini gördü.

 

Hazret-i Muhammed’in yıldızlar gibi olan ashabı ve her asrın İnsan-ı Kâmili de Hazret-i Muhammed’ gibi, Rabbi Alâsına seyri sülük ile yaklaştı. (Kurbu nevafil ile). (Kurbu feraiz ile) daha fazla yaklaştı. Tâki araları iki kavs kadar yani iki yay boyu kadar ve daha az kaldı. Bu yaylar insanın iki kaşı gibi (ten ve can yayları gibi) dir. Tam Hakka kavuşmak, fakr'ın tamamlanmasıyla mümkündür. Cenab-ı Peygamber ('Feiza temmel fakrü', fehüvallah fakr tamam olunca Allaha vuslat hazırdır), buyurmuşlardır. İşte fenafillah olan bir insan Cenab-ı Hakka vuslat ederek bekabillah zevkine erer, cânânına kavuşur, görüşür, konuşur. Rabbı Âlâsı işte abdine böyle vahyeder ve arzı cemâl eder. Böylece Hak'kı gören bu gönül gözü on sekiz bin âlemi de görür. Bu âlemde (İRFAN CENNETİ) ne girip Allahsız bir an bile geçirmez, hep beraberdirler. Bu suretle insan-ı Kâmilin kalb gözü hiç eğrilmez, Hak yüzünden başka yüz görmez ve onun, gözü halkı görmek için kaymaz ve yüzünü artık halka dönmez. Daima Rabbi Âlâs'ının sesini duymada ve Cemâli Pâkını her an müşahede etmektedir. Böyle Kâmil bir insanın gönlünde ne, gizli putlar olur ve ne de aşikâr alan putları sever ve tapar. Putperest'likten kurtulamayanlar Kâmil İnsan olamazlar. Her zaman ve devirde, gafil insanların taptıkları en büyük iki put vardır. Bunların birisi para, ikincisi, ise güzel kadındır. Bu gayrı meşru sevgilerden kurtulmadıkça bir mü'min, müslüman olamaz ve Allahına kavuşamaz.

 

(19-20) Lât ve Uzza'ya, üçüncü, sonuncu Menat'a ne dersiniz ? (21) Erkekler sizin de kadınlar onun mu? (22) Hakikaten çok insafsızca bir taksim. Bunlar sizin ve atalarınızın taptıkları adlardan başka bir şey değildir. (23) Onlar Hak Tealâ tarafından gönderilen hiç bir burhana dayanmaz. Onlar ancak zan'lara, nefislerinin uyduğu süfli arzulara tabi olurlar. Halbuki onlara Tanrılara, tarafından doğru yolu gösteren rehber gelmiştir,

(24) Yoksa insan her umduğuna nail oluyormu (sanıyor)?

(25) Hayır, âhiret hayatı da dünya hayatı da Allahın elindedir. Ahiret (yani sonraki hayat) ve ûlâ (yani Önceki hayat). (Lât, Uzza, Menat) eski putların adıdır. Bu putların hiç birini Cenabı Hak göndermemiştir. İnsanlar Hak'kın gayrı olan putları kendileri yapar ve kendileri taparlar. (Dünya'malı ve güzel kadın gibi). Cenabı Hak her asırda İnsan-ı Kâmil yani insanları kur­taran ve hakikat yoluna götüren rehberler göndermiştir. Bu Kâmil İnsanlar, dünya hayatının da, ahiret hayatının da Allahın olduğunu, insanların fena bulacağını, daim ve baki olanın yalnız Cenabı Hak olduğunu talim ve terbiyeleriyle kendilerine inanan lara anlatmışlar ve Hak ve hakikati göstermişlerdir.

(26) Hiç bir şey hakikata duramaz. Göklerde nice melek vardırki şefaatleri hiç fayda vermez. meğerkî Tanrı dilediğine ve seçtiğine izin verdikten sonra ola. Cenabı Hakkın saçtiği kullar günün evliyalarıdır. Vahy ile onların gönüllerine, hangi kuluna şefaat ve Hazret-i Muhammed’ in zevkinin verileceğini bildirirler, onlar da emrolunan, Hakkın sevgili kullarını irşad ederler.

(27) Ahirete inanmıyanlar meleklere, dişilerin adlarını takarlar. İşte bu günün insanları 'da sevdikleri güzel kadınları melek ve put diye sever ve taparlar. Bunlar Allahtan yüzlerini çevirmişlerdir.

(28) Onların, bu sözleri hakkında hiç bir bilgileri yoktur, onlar zandan başka hiç bir şeye tabi olmuyorlar. Zan ise hakikate karşı hiç bir işe yaramaz. İşte günün Gerçek ER'ine inanmıyanların hali de böyledir. Daima su-i zanlar, hayallerle içleri doludur. Bunun için gönül zevkleri yoktur.

(29) Bizi anmaktan yüz çevirip dünya hayatından başka bir şey isteyemeden, sen de yü'zünü çevir. Zaten Kâmil İnsan'ın gönlü, Haktan yüz çevirenleri sevmez, Cenabı Hakka sevgileri olan insanları sever ve onları, hayvani hislerinden kurtarıp Hak'ka kavuşturur.

(30) Onların bilgileri, ancak kendi işlerini bilir. Senin Tanrın, yolundan sapanı da doğru yolu bulanı da daha iyi bilir. Gü'nün Gerçek ER'ine Cenabı Hak bildirdiği için o doğru yolda gideni, Hakkı seveni ve Hak'kin doğru yolundan sapanları da bilir. . .

(31-32) Göklerde. ve yerde ne varsa hepsi Allahındır. Akibet, kötülük edenlere yaptıklarının karşılığı olarak ceza verecek, iyilik edenlere yani büyük günahlardan, hayasızlıklardan

kaçınan, gelip geçici bir takım düşüncelerden başka bir şey yapmayanlara en güzel mükafatı bahşedecektir. Tanrının yargıla­ması çok geniştir. Sizi topraktan yarattığı zaman, siz analarınızın karnında döl halindeyken (her halinizi) en iyi bilen O' dur. Artık Özünüzü temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülüklerden sakınanları en iyi bilendir. Hakkın Velîleri de basiret gözleri sayesinde insanların içini de görür, dışını da. Hakkın ilhamıyla bütün insanların

kötülüklerini de bilir, iyiliklerini de. Merhameti galip olduğu için ayıpları örter, söylemez. İcâbında ayıltmak. için bazılarını söyler. İnsanlar Günün ER’ini anlamadıkları için kendi kendilerini temize çıkarmağa çalışırlar. Kendilerinin içini göreni bilmedikleri için, Gerçek ER'i aldatdım zannederler, halbuki kendileri aldanırlar. . .

(33) Arkasını, döneni, (34) Azıcık verip (gerisini) tutanı (hem nadan, hem cimri olanı)gördün mü ?  

(35) onda görünmüyen alemin bilgisi var da onun için mi (bu alemin sırlarını) görebiliyor ?

(36-37-38) Yoksa ona Musanın, (Allahtan aldığıemri) yerine getiren İbrahim'in suhuf'unda (Suhuf-(sayfa) Hazret-i İbrahime’e gelen ilahi mertebe ve zevklerdir) olan şu emri kendisine bildirilmedi mi ? (Sakın bir günahı yüklenene, başkasının günahını yüklemeyin. .) - ı Gafil insanlar, Günün Gerçek ER'ini dinlemiyenler, daima Cenabı Hakka arkasını dönmüş demektir. Gönüllerinde İlahi Aşk bulunmıyanlar nâdan ve cimri olurlar. Hiç kimseye bir şey vermek istemezler. Onlar yalnız kendi nefislerine verilmesini isterler. Gaip aleminin sırlarını bilen Velîler ise bütün insanlara acır, onlara maddi ve manevi, rızıklar verirler. Bu gerçek ER'ler, . Musa'nın, Allahtan aldığı emri yerine getiren İbrahim'in suhufunda olan Hakkın vahyini bilirleri Hiç bir kimsenin günahını başka hiç bir kimseye yüklemezler. Gönül gözü kör olan kimseler ise birbirlerinin günahlarını yekdiğerine yüklerler.

(39-40) İnsan için kendi sa'yından (Say: çalışma, emek) başka bir şey yoktur. İnsan çalışmasının mükâfatını görecektir. Himmet sarfetmedikleri  şeyin ise karşılığını bulamazlar.

(41) Sonra sa'yine tas tamam karşılığını görecektir.

(42) Son varılacak hedef Tanrının huzurudur.

(43) Güldüren de o' dur, ağlatan da o'dur.

(44)-Öldüren de o'dur, yaratan da.

(45-46) Nutfeden (Meniden) yerini bulunca erkek, dişi iki çifti yaratan da O'dur.

(47) (Hilkati) tekrar peyda etmekte O'na aittir. Cenabı Hakkın sevgili Evliyalarının vazifesi, günün insanlarına, çalışmalarını ve himmetlerini daima Hak için yapmalarını tavsiye ve teşvik etmek ve karşılığında Cenab-ı Hakkın rızasını kazanıp Cenneti Cemaline kavuşturmaktır. İşte insanların son hedefi de budur. Dış Hilkat çiftleri nutfeden yaratır. İç Hilkat ise hangi gönüle İlâhi Aşk verildiyse, o gönülde Hazret-i Muhammed'in zevkinin doğmasıdır. Gönlünde Hazret-i Muhammed’ in zevki doğan bir kimse her an Cenabı Hakla beraber olur. İşte (mana çiftliği) de budur. Hakkın Vuslat zevki ile bu Gerçek Erler gülerler, Cezbe-i Rahman gelince gönül zevklerinden ağlarlar. Hepsinin de tecellisinin Cenabı Haktan olduğunu bilirler. Gaflet ile ölmüş gönüllerini Zevk-i Muhammed'le diriltenin hep İnsan-ı Kâmil olduğunu bilirler. Ondan ayrıldıkları zaman da gönülleri­nin gaflet zehirleriyle zehirleneceğini unutmazlar. Gerçek ER'lerin öldürme ve diriltme kudreti olduğuna inanırlar ve RIZA'sından düşmemek için korkarlar. Çünkü yaratan da O, öldüren de O ' dur.

 

(48) Zengin eden O’dur, kanaatkar eden O'dur.

(49) Sır'a yıldızının Tanrısı da o'dur.

(50-51) Önce gelen Ad'ı, Semud'u helâk eden. , onlardan bir kimse bırakmıyan O'dur.

(52) Daha önce Nuh kavmini helâk etmişti. Çünkü bunlar daha zâlim, daha taşkındılar.

(53) Altı üstüne getirilen şehirleri, O, altını üstüne getirdi.

(54) Onları neler kapladı neler.

(55) Tanrının hangi nimetini inkâr ediyorsunuz ?

(56) Eğri yolun encamından korkutan bu Peygamber daha. önce eğri yolun encamından korkutan­lardan biridir.

(57) Yaklaşan yaklaşıyor,

(58) onu Allahtan başkası çeviremez.

(59) siz bu sözden mi hayret, ediyor,

(60) gülüyor da ağlamıyor,

(61) Hırlayıp dırlayorsunuz.

(62) Allaha secde edin, ve o'na kulluk edin.

 

İşte günün Evliyaları kendine inanan İnsanların zevksiz gönüllerini deniz gibi zevklerle doldurur, zengin eder ve bu zen­ginliklerini hisseden gönül sahiplerinin, dünya mallarına karşı hırsları kalmaz, kanaatkâr olurlar. Günün ER'lerine inanmıyanlar ise Ad ve Sem'ud kavimleri gibi kötü ahlâkları, gaflet zehirleriyle helâk olurlar.

 

İşte Günün ER'leri de kendisine inananların zulümlerini, küfürlerini alt üst edip zenb'i vücudlarını mahvederek hayvani hislerini bıraktırıp insani duygulara çevirir. Zâafını kudrete, cehlini bilgiye, karanlık gönlünü nura çevirir. înanmıyanlar ise tabiat cehennemine düşüp gayriyat ateşiyle yanar durur ve Hak ve hakikati göremezler, daîma azabı eliym içindedirler.

 

Ey insanlar. .

Günün Gerçek ER'lerîne inanın ki dik başınızı ancak O, Hakka secde ettirebilir. Günün Âdeminden kaçan, Cenab-ı Haktan da kaçmış olur.

 

Kaynak: Seyyid Muhammed Nûr’ul Arabi’nin Risaleleri

Yeni harflerle hazırlayan: M. Fazıl Güvenç, 1983

Yorum Yaz