SEYYİD MUHAMMED NURÜL ARABİ (K.S) - Nokta tül beyan..

KISA BİR HÎKAYE

 

Ey birader, bil ve agâh ol, aklını topla. Bir acayip hikâye anlata­yım bunu belle ve unutma, sana sonsuz hayat verecek yolun işaretle­rini bunda bulursun.

Bir gün bazı istekliler Hazreti Ali'ye radiyallahü anh ve kerremallahü vecheh'den sordular:

- Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselam senin hakkında şöy­le buyurmuştur: "Ene medinetü'l-ilmü ve Ali bâbüha" Ben ilim şehri­yim, Ali onun kapısıdır." senin ilmine bu hadis-i şerif şahittir. Sana il­min sırrından sual ederiz ki, ilim nedir?"

Hazreti Ali cevap verdi:

-  "El ilmü noktatün ve keserüha el câhilun." "İlim bir noktadır, cahiller onu çoğaltmıştır."

 

Bunu işittiklerinde merakları ve talepleri arttı;

-  O nokta nedir? O noktanın aslı nedir? Başı sonu nasıldır, bize açıklayıver!" dediler. Emirü'l-mü'minin Ali (r.a.) buyurdu:

-  "Bu sır Allah'ın sırlarındandır. Bunun sırrını açık etmeye izin yoktur. Bu sır kıyamet yaklaştığı zaman açığa çıkar."

Onlar bu cevaptan korktular, şaşırdılar. Ama istekleri fazlalaştı, dediler ki:

- Tanrı aşkına ve Resul aşkına aklımızın alacağı kadar bundan bi­ze haber ver!

Emirü'l-mü'minin cevap verdi:

-  Onun nerde olduğunu söyleyeyim amma bir şartla ki, daha faz­la açıklama istemeyeceksiniz!

 

Kabul ettiler. Buyurdu:

-"Ey talipler, bu esrarullahtır, ilâhî sırlardandır. Semavî kitaplar­da Tevrat ve İncil ve Zebur'da ne sır varsa bunların hepsi Kur'an'da vardır. Kur'an'da olan bütün sırlar Fatiha'dadır. Fatiha'daki bütün sır­lar Bismillah'ta vardır. Bismillah'ta olan sırlar onun "Bâ" harfindedir. Bâ'da olan sırlar da, Bâ'nın noktasındadır. Ben, Bâ'nın altındaki o noktayım" dedi.

 

Emire'l-mü'minin'den bu sözü işittiler, bunların artık bir söyleye­cekleri kalmadı. Şartı yerine getirip dönüp gittiler. Sonra o kadar ça­lıştılar, öyle hizmet ettiler ki, âl-i aba'dan oldular. Âl-i aba; Ashab-ı Suffa kavmidir ki, bu ilimde rüsuh bulmuşlardı. Başlarını abaya çekip noktanın sırrından konuşurlardı. Bu nokta vahdet-i şems-i hakikidir, yani hakiki güneşin vahdetidir, gerçek vahdet güneşidir. Bütün mev­cudat, zahir ve bâtın bunun istivasında zuhur bulmuştur.

 

Ey birader, bu ilmin sırrı yakıcı ve aydınlatıcıdır. Mevhumunu yak ki, dostun sırrı anlaşılsın. Çalış çabala vehimlerini yok et!

 

Tabiatını ilâhî sırlara dair sözlerle, karıştırıp bulandırma! Derinli­ğine dalma isteğin ve gayretin varsa uyanık aşık ol! Bu önsözü öz ola­rak söyledik, daima hatırında bulunsun, teferruatını inşaallah anla­mak nasibine erişirsin.

 

 

Hz. Pir SEYYİD MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİ

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !